Turktime
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
YAŞAMIMIZIN SON MERDİVENİ
Tuğrul Sarıtaş
YAZARLAR
8 Ocak 2026 Perşembe

YAŞAMIMIZIN SON MERDİVENİ


Hayat, herkes için doğumla başlayan; uzun, sağlıklı ve anlamlı olması umulan, fakat kaçınılmaz biçimde ölümle sonlanan bir yolculuktur. Bu yolculuğu bir merdivene benzetirsek; ilk basamağı doğumdur, son basamağı ise ölüm. 

İnsan, bu merdiveni kimi zaman koşarak, kimi zaman sendeleyerek, kimi zaman da durup arkasına bakarak çıkar. Her basamakta bir iz bırakır; sevinç, kırgınlık, umut, hayal kırıklığı, sessiz sevinçler ve adı konmamış acılar…
Meğer ne çok yanarmış canı insanın…
Baktığı yerde göremeyince görmek istediğini,
Beklediği yerde bulamayınca beklediğini…
Bazı acılar sessizdir; ölüm gibi.
Ne bağırır, ne çağırır… İçte büyür, içte çöker.
İnsan sağken ister istemez düşünür:
“Ben öldüğümde kimler arkamdan gelecek?
Kimler cenazeme katılacak, kimler mezarıma bir kürek toprak atacak?”
Bu sorular, gecenin en sessiz vaktinde insanın zihnine üşüşür. Çünkü ölüm, sadece ölene değil; kalana da dokunan bir gerçektir.
Yaşamın son noktası mezardır.
Şan, şöhret, makam, unvan… Hepsi orada biter.
Zengin de fakir de aynı toprağın altına girer.
Bazen camiler dolar taşar; çelenkler tabutun yanına dizilir. Kalabalıklar, gözyaşları, dualar…
Sonuç?
Bir anda biter her şey.
Cenaze namazı kılınır, saflar çözülür, insanlar dağılır.
Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun” denir ve herkes kendi hayatına döner.
O “son durakta” insan yalnız kalır.
İster yaşamı boyunca etrafında pervane olanlar olsun, ister kimsesi olmasın…
Toprak aynı, sessizlik aynı.
Vah vah, tüh tüh…
Bir süre sonra bu sözler de unutulur.
Mezarına uğrayanların sayısı azalır, sonra tamamen kesilir.
Sağlığında “dostum”, “kardeşim”, “canım” diyenler, bu yalan dünyada artık yoktur.
Ailesi, çoluğu çocuğu ilk zamanlar mezarını ziyaret eder.
Dualar okunur, gözler dolar.
Ama zaman geçer…
Hayat devam eder…
Ziyaretler seyrekleşir, sonra kesilir.
Sağlığında mevki sahibi olanlar, yılda bir mezar başında anılır.
Üç beş kişinin katıldığı törensel konuşmalar yapılır.
Övgüler dizilir; artık duymayacak olan birine…
Oysa mezarların hepsi aynıdır:
İki metrelik bir çukur.
Gariban yine garibandır;
Toprak, bir tahta levha ve adı…
Zenginin mezarı mermerdendir belki;
Ama altında yatan yalnızlık aynıdır.
Bazı acılar sessizdir; ölüm gibi.
Ve insan yaşamını bir merdiven gibi düşünürsek,
İlk basamağı doğum,
Son basamağı ölüm olan bu yolculukta,
Asıl mesele kaç basamak çıktığımız değil;
Çıkarken kimseyi incitip incitmediğimiz,
Geride nasıl bir iz bıraktığımızdır.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Misafir
 8 Ocak 2026 Perşembe 14:22
Sevgili Tuğrul Ağabeyim, Köşe yazındaki o can yakıcı soru; “Ben öldüğümde kimler arkamdan gelecek? Kimler mezarıma bir kürek toprak atacak?” dizeleri, 35 yıllık bir gazeteci kardeşin olarak beni en hassas yerimden vurdu. Kalemine, yüreğine, o hiç eskimemiş mesleki tecrübene sağlık. Ağabey, bilirsin biz bu meslekte ne fırtınalar gördük, ne sofralar paylaştık. İstanbul’un o meşhur, şimdi adı sanı unutulmuş gazetelerinin çatısı altında binlerce arkadaşımız oldu. Her yıl on ayrı yemekte, eğlencede kahkahalarımız binaların duvarlarını aşardı. Ama ne acı ki; meslekteki o sinsi "çekememezlik" hastalığı, yaşam boyu peşimizi bırakmadığı gibi, musalla başında da yakamızı bırakmıyor. Yıllardır dikkat ediyorum; hani o dost sandığımız binlerce isim var ya, sıra gerçek bir dostluğa; bir kan ihtiyacına, bir hastalık ziyaretine ya da en acısı o son yolculuğa geldiğinde, koca bir kalabalıktan geriye sadece bir elin on parmağını geçmeyen "gerçek insanlar" kalıyor. Dostun sayısı zaten beş parmağı zor bulurken, cenazede o sayının on parmağa yaklaşması bile, birinin hayatına dokunmuş olmanın verdiği bir lütuf gibi görünüyor artık gözüme. Bu insani çöküşü, o asla olması gerektiği gibi olmayan "mesleki vefasızlığı" öyle bir kaleme almışsın ki; iç sesimin dışa vurmasına engel olamadım. Bizim meslektaşların o meşhur sahneleri, cenazelerdeki o ıssızlık ve ruhsuzluk bana her seferinde derin bir sancı veriyor. Senin gibi "insan" kalmayı başarmış ustaların varlığı, bu mesleğin hala nefes alan son damarlarıdır. Kalemin hiç susmasın, o güzel yüreğin hep var olsun ağabeyim. Mesleki ve insani saygılarımla, Fatmir TÜRKKAN Gazeteci / İç Mimar
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime