Turktime
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Hareket var: 6 yıl sonra Albayrak Ahlat’ta, Yavaş’ın adı yağmada! Soylu, Fidan ve Bilal Erdoğan...
Talat Atilla
YAZARLAR
28 Ağustos 2026 Cuma

Hareket var: 6 yıl sonra Albayrak Ahlat’ta, Yavaş’ın adı yağmada! Soylu, Fidan ve Bilal Erdoğan...

Ankara’da siyaset yeniden kuruluyor.
Bir tarafta Mansur Yavaş’ın geleceği, diğer tarafta daha önce ilk kez duyurduğum Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde hazırlanan revizyon...

Öte tarafta, yaklaşık altı yıllık sessizliğin ardından, ışıkları kısılmış siyasi sahneye yeniden adım atan Berat Albayrak...

Bilal Erdoğan’a biçilen ve giderek belirginleşen “siyasi mirasın taşıyıcılığı” misyonu...

Hakan Fidan ve siyaseti bıraktığını açıklayan Süleyman Soylu...
Tüm bunlar altı ayrı başlık gibi görünüyor ama değil.
Hepsi aynı soruya çıkıyor:
Türkiye, yeni siyasi döneme nasıl hazırlanıyor?

MUHALEFET MANSUR YAVAŞ’IN ADINI YAĞMALIYOR! 

Mansur Yavaş siyasi hayatının belki de en kritik kavşağında.
Bir yanında yıllardır içinde bulunduğu CHP…

Diğer yanında adı etrafında şekillendirilmeye çalışılan yeni siyasi arayışlar…
Önünde Cumhurbaşkanı adaylık ihtimali.
Kısacası Yavaş, siyasi bir Sırat Köprüsü’nden geçiyor.
Tam da böyle bir zamanda yapılması gereken onun kararını beklemek değil mi?
Ama yapılan ne?
CHP bir taraftan, Yeni Parti ve hatta muhalefetin tamamı Yavaş’ın adını kendi hesabına yazmaya çalışıyorlar.
Aşırı bencillik kokan bir fotoğraf bu.

Daha açık yazayım:

Mansur Yavaş’ın ismi yağmalanıyor.
Buradaki “yağma” elbette siyasi bir metafor.
Yavaş’ın yıllar içinde oluşturduğu güveni, seçmen karşılığını ve marka değerini, daha kendisi karar vermeden kendi siyasi hanesine yazmaya çalışıyor muhalefet.
Şık değil.
Çünkü...
Bir siyasetçinin ismi de siyasi sermayesidir.
Ve o sermayenin sahibi kendisidir.
Ne CHP’nin tapulu malıdır…
Ne yeni kurulan, kurulacak bir partinin kuruluş sermayesidir…

Ne de siyasi mühendisliklerin ganimeti...

Bir siyasetçinin desteğini istemek başka, onun adına karar vermek başkadır...
Birincisi siyaset, ikincisi fırsatçılıktır.

2018’de Abdullah Gül tartışmalarında da aynı hata yapılmıştı.
Gül kararını açıklamadan partiler konuştu, kulisler konuştu, gazeteler konuştu. (Gül'ün de niyeti vardı!) 
Sonunda aday olmadı; geriye haftalar süren bir isim savaşı kaldı.
Aynı hata Yavaş konusunda yapılıyor.
CHP’de kalabilir.
Yeni bir siyasi oluşuma yönelebilir.

Başka bir yol çizebilir.
Hiçbirine girmeyebilir.
Aday olmayabilir.
Siyaseti bırakabilir.
Ama karar ne olursa olsun önce Mansur Yavaş’ın kararı olmalı.
Bir taraf çekiyor, öbür taraf çekiyor.
Böyle giderse Mansur Beyin kolunu-bacağını kırıp rahat edecekler! 
Belki de gizli niyetleri bu.
İktidar bile bu kadar bunaltmadı Mansur Yavaş'ı ! 

BERAT ALBAYRAK DÖNERKEN BİLAL ERDOĞAN MI GELİYOR?

Ve gelelim başka önemli harekete…

Berat Albayrak.
Siyasette bazen fotoğrafa değil, fotoğrafta olmayana bakmak gerekir.
Albayrak yaklaşık altı yıldır Cumhurbaşkanı Erdoğan’la kamuoyu önünde görüntü vermedi.
Daha doğrusu gayri resmi siyasi yasağı vardı.
Ve geçen günlerde Ahlat'a gitti Albayrak.
Erdoğan’la görüştü.
Toplantılar yaptı, temaslarda bulundu.
Fakat Erdoğan’la aynı karede olduğu fotoğrafları paylaşmadı.
Neden acaba? 
Belki erken bir “geri dönüyor” tezahüratı istemedi.

Belki buna gerek görmedi.
Bilmiyoruz.
Ama bildiğmiz bir şey var:
Altı yıllık sessizliğin ardından gerçekleşen bu temas sıradan değil.
Çünkü Ankara’da Albayrak’ın adı koca 6 yıl aradan sonra yeniden dolaşıyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı…
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı…
Hatta Cumhurbaşkanı Yardımcılığı…
Şimdilik hepsi güçlü kulis.
Ama Ankara’da bazı kulisler önce fısıltıyla başlar, sonra yüksek sesle konuşulur.

Üstelik mesele yalnızca Berat Albayrak’ın hangi göreve geleceği de değil.
Ankara’da daha büyük bir denklem var:
Bugünkü siyasi fotoğrafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhtemel siyasi veliahtı olarak öne çıkan en güçlü isim Bilal Erdoğan görünüyor.
Bilal Erdoğan'ı tanıyanlar göründüğünden daha tecrübe ve zekaya sahip olduğunu ısrarla söylüyorlar.
Dolayısıyla Albayrak’ın yeniden denkleme girmesini sadece “Bakan mı olacak, Cumhurbaşkanı Yardımcısı mı?” sorusuyla okumak eksik kalabilir.
Belki de Erdoğan yalnızca bugünün kabinesini değil, yarının siyasi kadrosunu da şekillendiriyor.
Bilmiyoruz..
Bilemiyoruz...
Tahmin ediyoruz.
İşte bu nedenle makamdan daha önemli olan zamanlama.
Sistem tartışılıyor.
Siyasi dengeler yeniden kuruluyor.
Erdoğan sonrası için muhtemel isimler konuşuluyor.
Ve tam bu sırada Berat Albayrak, yaklaşık altı yıl sonra yeniden Erdoğan’ın yakın siyasi çevresinde yeniden bulunuyor.

O nedenle soru artık yalnızca şu değil:
“Berat Albayrak dönecek mi?”
Asıl soru şu olabilir:
“Berat Albayrak hangi koltuğa değil, hangi siyasi misyonla dönecek?”
Çünkü Ankara’da bazen en önemli fotoğraf…
Hiç paylaşılmayan fotoğraftır.
Ve perdenin arkasında siyasetin iki büyük ismine değinmezsem, bu fotoğrafı eksik yansıtmış olurum.
Soylu ve Fidan...

HAKAN FİDAN VE SÜLEYMAN SOYLU 

Süleyman Soylu da Hakan Fidan da büyük isimlerine rağmen nihayetinde insanlar.
Faniler.
Süpermen değiller.
Bizim gibi ölümlüler...
Nefisleri, hedefleri, siyasi beklentileri olabilir.
Herkes daha iyisini, daha yükseğini isteyebilir.
Soylu da isteyebilir.
Fidan da…
Ancak bugüne kadar ortaya koydukları siyasi tavra bakınca ikisinin de bir kırmızı çizgisi olduğu görülüyor:
Recep Tayyip Erdoğan...

Kendi gelecek düşünceleri ne olursa olsun, Erdoğan’ın işaret edeceği ismin karşısında değil, yanında duracakları izlenimi veriyorlar.

İşte Erdoğan ve sonrası denklemin belki de en önemli noktalarından biri bu.
Çünkü Hakan Fidan da Süleyman Soylu da kendi ağırlığı, çevresi ve sosyolojik karşılığı olan iki güçlü isim. Hatta Süleyman Soylu siyaseti bu dönem son kez yaptığını da söyledi.
Erdoğan zamanı geldiğinde kimi işaret ederse, onların desteğinin de o isim açısından önemli bir siyasi güç olacağı açık.

Peki o isim kim?
Bugünden kesin konuşmak mümkün değil.
Elbette değişebilir ama mevcut fotoğrafa baktığımda Bilal Erdoğan’ın adı giderek daha fazla öne çıkıyor.

Eğer Erdoğan’ın tercihi gerçekten o yönde olursa Bilal Erdoğan’ın en büyük avantajlarından biri yalnızca soyadı olmayacak.
Erdoğan’ın yıllar içinde oluşturduğu güçlü siyasi aktörlerin desteğini de arkasına alabilme ihtimali olacak.
Çünkü bazen siyasette asıl miras sadece koltuk değildir.

O koltuğa giden yolu açacak kadrolardır.
Tüm bu yazdıklarım subjektif öngörülerimdir. Doğal olarak yanılma payım da vardır.

Demokrasimiz büyüsün.
Vatanımız bölünmesin.
Sosyal adalet güçlensin.
Refah tabana yayılsın da…
Gerisi zamanla yerli yerine oturur.
Çünkü çay bile demlenmeden içilmiyor.
Biraz sabır…
Bekleyelim.
Görelim...

YAZMIŞTIM… OLUYOR!

22 Temmuz 2026’da yazmıştım.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla, eski Adalet Bakanı Abdülhamid Gül öncülüğünde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi üzerinde kapsamlı bir çalışma yürütüldüğünü ilk kez burada kaleme aldım.
“Tuşa aldım” desem daha doğru olacak. :))
Üstelik meselenin birkaç teknik düzenlemeden ibaret olmadığını da özellikle vurguladım.
Ne demiştim?
Mevcut sistemin hızlı karar alma kabiliyeti korunacak ama Meclis güçlendirilecek; bakanların parlamentoyla bağı yeniden kurulacak, yasama-yürütme arasındaki denge ve denetim artırılacak.

Şimdi konuşulanlara bakalım:
TBMM’nin ağırlığı artırılacak.
Bakanlar milletvekilleri arasından atanabilecek ve Meclis’te hesap verecek.
Cumhurbaşkanı’nın bazı yetkileri Bakanlar Kurulu’na devredilecek.
Bakan yardımcılığı yerine müsteşarlık sistemi geri gelebilecek.
Yani?
22 Temmuz’da tarif ettiğim siyasi mimarinin taşları tek tek yerine oturuyor.

O gün şöyle yazmıştım:
“Siyaset bazen en büyük değişimi, en yüksek sesle değil, en sessiz hazırlıklarla başlatır.”

Anlaşılan o sessiz hazırlık artık yüksek sesle konuşuluyor.
Ancak bunun adı şimdilik klasik parlamenter sisteme dönüş değil.
Konuşulan; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin tamamen kaldırılması yerine Meclis’in ağırlığının ve denetim gücünün artırıldığı yeni bir sentez.
22 Temmuz’da buna şöyle bir oran vermiştim:
Yüzde 80 parlamenter sistem, yüzde 20 yarı başkanlık sisteminin dinamikleri…

Fransa’nın Beşinci Cumhuriyet’te yaptığı gibi iki modelin güçlü taraflarını bir araya getiren, Türkiye’ye özgü bir sistem.
İşin ironisi de burada.
Muhalefet yıllardır ne diyordu?
“Meclis güçlendirilsin.”
“Bakanlar Meclis’e hesap versin.”
“Denge ve denetim geri gelsin.”
Şimdi tam da bunlar tartışılacak.
Muhalefetin tavrını merak ediyorum.

VELHASIL: "Kibir insanın önündeki 

büyük perdelerden biridir. Kişinin kendisini merkeze koyması hakikati görmesini zorlaştırır." Muhyiddin Arabi

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Çetin
 28 Ağustos 2026 Cuma 10:34
Mansur garanti peşinde.Ancak kendisi fikir olarak hiç de chp'' ye yakın değil.Yani CHP li olamadı,olamaz da.Yeni parti de hakeza.Çünkü söylemleri neredeyse Ümit Özdağ ile aynı.Aslında zihniyet de aynı.Kimseyi kandırmasın.Beleş peşinde.
 Rüştü ÖZDEMİR
 28 Ağustos 2026 Cuma 08:16
Bilal ERDOĞAN keşke bağlı kuruluşlar yüzünden yara almasa. Uyarıyorum. Taşrada Bilal''e yakışmayacak işler yapılıyor. Yarın önüne getiririlir korkarım.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime