Küresel jeopolitik risklerin hızla artması, özellikle İran kaynaklı gelişmelerin petrol ve altın fiyatlarını zirveye taşımasıyla birlikte yurt içinde riskli bir yatırım eğilimi öne çıktı. Oturdukları konutu satarak elde ettikleri parayı tamamen altın veya petrol odaklı yatırımlara yönlendirenler, uzmanlara göre ciddi tehlikelerle karşı karşıya kaldı.
"ÜÇ AYRİ RİSKİ AYNI ANDA ÜSTLENMEK"
AA'ya konuşan uzmanlardan, İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Hepşen, konutu spekülatif araçlarla aynı kefeye koymanın büyük bir teknik hata olduğunu vurguladı. Hepşen’e göre evini satıp tek bir varlığa yüklenmek üç ayrı kritik riski aynı anda almak anlamına geliyor:
Beklentilerin gerçekleşmemesi ihtimali,
Yanlış zamanlama nedeniyle zirveden alım yapıp dipte kalma tehlikesi,
Satılan evin, fiyatlar ve kiralar nedeniyle bir daha alınamaması riski.
“BU YATIRIM DEĞİL, KUMARDIR”
Gayrimenkul ekonomisi uzmanı Ahmet Büyükduman ise konuya daha sert yaklaştı. Yatırımın ancak temel barınma ihtiyacı karşılandıktan sonra yapılabileceğini hatırlatan Büyükduman, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yatırım, oturulan ev alındıktan sonra kalan tasarrufla yapılır. Oturduğu evi satıp spekülatif varlıklara yönelmek yatırım değil, kumardır. Altın alınırken ev satılmaz; tam tersi, altın satılarak ihtiyaç duyulduğunda ev alınır.”
BARINMA GÜVENCESİ SPEKÜLASYONUN ÖNÜNDE
GAPAS Başkanı Mustafa Kemal Şahin ve TÜDER Başkanı Levent Küçük de vatandaşların kulaktan dolma bilgilerle hareket ettiğini belirterek ortak bir uyarıda bulundu. Uzmanlara göre konut, enflasyona karşı uzun vadede en dirençli varlıkların başında geliyor.
Konutun sıfırlanma riski bulunmazken, altın ve kripto para gibi varlıkların kısa sürede ciddi değer kaybına uğrayabileceğini belirten uzmanlar, barınma ihtiyacının her koşulda devam edeceğini hatırlattı. Ayrıca konut piyasasının düşük likiditesi nedeniyle yanlış bir kararın geri dönüşünün çok maliyetli olabileceğini vurguladılar.
Uzmanlar, özellikle jeopolitik risklerin tetiklediği kısa vadeli fiyat hareketlerine kapılarak uzun vadeli barınma güvencesinden vazgeçilmemesi gerektiğini bir kez daha gündeme getirdi.