Turktime

MHP Lideri Devlet Bahçeli'den kapsamlı Orta Doğu analizi: "Dünya radikal bir kırılmanın eşiğinde"

MHP Lideri Devlet Bahçeli, yaptığı kapsamlı konuşmada küresel siyasette yaşanan gelişmeleri değerlendirerek Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu jeopolitik risk tablosuna dikkat çekti.
ABONE OL
Abone Ol
MHP Lideri Devlet Bahçeli'den kapsamlı Orta Doğu analizi:
Haberler / Siyaset
15 Mart 2026 Pazar 00:45
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş

MHP Lideri Devlet Bahçeli, yaptığı kapsamlı konuşmada küresel siyasette yaşanan gelişmeleri değerlendirerek Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu jeopolitik risk tablosuna dikkat çekti.

Dünyanın sıradan bir dönemden geçmediğini belirten Bahçeli, Türkiye’nin bu süreçte stratejik bir yol haritası izlemesi gerektiğini vurguladı. 

Bahçeli'nin partisinin iftar programında yaptığı konuşması şu şekilde:

“DEVLETLER AYNI SINIRLARLA TANIMLANSA DA GÜVENLİK KUŞAKLARI DARALIYOR VE KIRILIYOR”

“Bu mübarek Ramazan akşamında, gönüllerin ihlasla birleştiği bu bereket sofrasında sizlerle bir arada bulunmaktan ve aynı manevi iklimi paylaşmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Sözlerimin başında hepinizi kemali hürmet ve muhabbetle selamlıyor, her birinize ayrı ayrı hoş geldiniz diyorum. Sözlerimin hemen başında şu hakikatin altını kalın şekilde çizmek isterim: İçinden geçtiğimiz dönem sıradan bir zaman dilimi değildir; zamanın akışı hızlanmış, coğrafyanın dili sertleşmiş, siyasetin yükü ağırlaşmıştır. Haritalar yerinde duruyor gibi görünse de haritaların arkasındaki kudret terazisi derin mahfiller tarafından yeniden kurulmaktadır. Devletler aynı sınırlarla tanımlanıyor ve anılıyor olsa da güvenlik kuşakları yer yer daralmakta, yer yer genişlemekte ve yer yer de kırılmaktadır. Kısacası dünya, eski kavramlar açıklanamayacak; eski ezberlerle yönetilemeyecek radikal bir kırılma eşiğine gelmiştir. Bu kırılma, yalnız birkaç bölgesel gerilimin toplamı değildir; Ortadoğu’dan Avrasya’ya oradan Pasifik’e uzanan geniş bir hatta güç dengelerinin yeniden tartıldığı, devletlerin iç dayanıklılığının sınandığı ve yeni bir jeopolitik düzenin ağır ağır şekillendiği tarihî bir eşiktir. Türkiye’nin önünde duran mesele de tam olarak budur. Bu sarsıntılı çağın kenarında bekleyen bir seyirci mi olunacaktır, yoksa devlet aklıyla yönünü tayin eden, iç cephesini tahkim eden ve bölgesel denklemin kurucu aktörlerinden biri hâline gelen bir ülke mi olunacaktır. Tarihin ileride kayıt altına alacağı günleri yaşarken; bizler, bu sorunun cevabını aramak ve Türkiye’nin hangi istikamette yürümesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymak durumundayız.”

“ÇİN İLE HİNDİSTAN SAHASINDAKİ STRATEJİK REKABET TESADÜF DEĞİLDİR”

“Aziz Dava Arkadaşlarım, Tarih bazen ağır ağır ilerler; devletler ve toplumlar değişimin farkına varmadan uzun dönemler geçirir. Bazen de asırların biriktirdiği gerilim birkaç yılın, birkaç ayın, hatta birkaç haftanın içine sıkışır ve dünya bir anda hızlanmış bir zamanın içine girer. Bugün tam da böylesi bir eşiğin içindeyiz. Gazze’de yaşanan insanlık dramı, Lübnan sahasında derinleşen kırılma, İran merkezli gün geçtikçe kontrolden çıkarak tırmanan savaş hali, Suriye ve Irak zeminindeki kırılganlık, Ukrayna–Rusya savaşının Avrupa güvenlik mimarisini sarsan etkisi, Afganistan’dan Pakistan’a uzanan istikrarsızlık hattı, Çin ile Hindistan sahasındaki makro ve mikro stratejik rekabet; bunların hiçbiri birbirinden kopuk ve tesadüfi hadiseler değildir. Aksine, Avrasya’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş bir kuşakta güç dengelerinin yeniden tartıldığı, güvenlik kuşaklarının yeniden çizildiği ve küresel düzenin yeni bir geometri kazandığı büyük bir hesaplaşmanın farklı cepheleridir. Bu nedenle hadiseleri yalnız ekrana yansıyan görüntülerle, gündelik sıcak haber diliyle veya askeri misillemelerin yüzeysel kronolojisiyle okumak yeterli değildir.”

“DEVLET AKLI HADİSELER OLUP BİTTİKTEN SONRA YORUMLAYAN BİR SEYİRCİ DEĞİLDİR”

“Meselenin derininde enerji hatlarını ve ticaret koridorlarını kontrol etme mücadelesi, nüfuz alanlarının yeniden paylaşımı, vekâlet ağları üzerinden yürüyen rekabet, mezhebi ve etnik fay hatlarının stratejik biçimde harekete geçirilmesi ve nihayetinde küresel güç mimarisinin yeni bir dizilişe doğru evrilmesi bulunmaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın dile getirdiği şu ikaz, bugün yaşadığımız çalkantılı dönemde ayrıca kıymet kazanmaktadır: ‘Karar vermek için acele etmeyiniz; fakat karar verdikten sonra tereddüt etmeyiniz.’ Devlet idaresinde mesele yalnız doğruyu bilmek değildir; doğruyu doğru zamanda söyleyebilmek, doğru tedbiri gecikmeden alabilmek, tehlikeyi kapıya varmadan sezebilmek ve fırsatı heba olmadan değerlendirebilmektir. Devlet aklı hadiseleri olup bittikten sonra yorumlayan bir seyirci değildir; olup bitecek olanı önceden tartan, ihtimalleri hesaplayan ve istikameti buna göre tayin eden iradedir. Zamansız cesaret çoğu zaman hesapsızlığa dönüşür; gecikmiş tedbir ise kudret değil zaaf üretir. Buna karşılık erken kavranmış bir risk, devletlere hareket alanı açar, milletlere nefes aldırır ve krizleri yönetme kabiliyeti kazandırır. Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu çizgi de tam olarak budur: öfkeye kapılmayan, hamasetle savrulmayan, rehavete teslim olmayan; aklı, tecrübeyi ve milli menfaati merkeze alan soğukkanlı bir devlet çizgisi.”

“ORTADOĞU’DA MÜCADELE ARTIK ÇEVREDEN MERKEZE DOĞRU YÖNELİYOR”

“Değerli Dava Arkadaşlarım, Ortadoğu’nun geniş fay hattı yeniden harekete geçirilmiştir. Gazze’de başlayan ateş, Lübnan’a sıçramış, Suriye’ye gölgelenmiş, Irak’a temas etmiş, nihayet İran’ın merkezine kadar uzanan bir sarsıntı üretmiştir. Burada yürüyen mücadele yalnız askeri hedeflerin mücadelesi sayılmaz. Aynı zamanda devletlerin çevresel derinliği, caydırıcılık halkaları, bölgesel nüfuz ağları ve küresel hiyerarşide tutunma kabiliyetleri de sınanmaktadır. Şu husus açık şekilde görülmelidir: Ortadoğu’da uzun yıllar vekâlet hatları üzerinden yürütülen mücadele artık çevreden merkeze doğru yönelen daha doğrudan bir safhaya geçmiştir. Bu durum bölgedeki her aktör için yeni riskler üretmektedir; Türkiye için de aynı gerçek geçerlidir.”

“İRAN’DAKİ OLASI ÇÖZÜLME SADECE TAHRAN’IN MESELESİ OLMAZ”

“Bugün bu büyük jeopolitik tertibin düğümlendiği ana eşiklerden biri de İran sahasıdır. İran sıradan bir ülke olmadığı gibi, yaşayacağı muhtemel bir sarsıntı da sıradan bir iç karışıklık şeklinde görülemez. İran gibi büyük, tarihî, çok katmanlı ve sert devlet reflekslerine sahip bir yapıda ortaya çıkacak çözülme yalnız bir rejim meselesi üretmez; aynı zamanda sınır aşan güvenlik baskısı, düzensiz nüfus hareketleri, mezhepsel dalgalanmalar, kaçak ekonomi ağlarının genişlemesi, vekil silahlı yapıların çoğalması ve yeni jeopolitik boşlukların doğması gibi sonuçlar doğurur. Başka bir ifadeyle İran’da yaşanacak kontrolsüz bir zayıflama yahut çözülme yalnız Tahran’ın iç meselesi olarak kalmayacak; dalga dalga çevre ülkelere yayılan yeni bir istikrarsızlık kuşağı üretme potansiyeli taşıyacaktır.”

“DEVLET ZAYIFLADIKÇA CEMAATLER BÜYÜR”

“Lübnan, Ortadoğu’nun küçültülmüş haritası; aynı zamanda büyütülmüş çelişkisidir. Din vardır, mezhep vardır, dış müdahale vardır, tarihî kırılma vardır, silahlı yapı vardır, zayıf devlet vardır, güçlü yabancı hesap vardır. Beyrut’un kaderi bize şunu defalarca göstermiştir: Devlet zayıfladıkça cemaatler büyür; cemaatler büyüdükçe dış nüfuz kolaylaşır, dış nüfuz yerleştikçe milli egemenlik aşınır.”

“FİLİSTİN SAHASI DARALTILIRSA SIRADAKİ BASKI HATTI NERESİDİR?”

“Bugün ortaya çıkan tablo şunu göstermektedir: İsrail, Filistin sahasını fiilen tasfiye edilmiş bir alan gibi görmekte ve güvenlik stratejisini kuzeye doğru genişletme arayışını açık biçimde hızlandırmaktadır. Gerekçe Hizbullah olur, gerekçe İran olur, gerekçe güvenlik olur; fakat ortaya çıkan stratejik yönelim değişmemektedir. Bahane ne olursa olsun, bölgesel güç dengelerini İsrail merkezli yeni bir güvenlik kuşağı üzerinden yeniden kurma arayışı giderek daha görünür hâle gelmektedir.”

“STRATEJİK SÜKÛNET DOĞRU ANDA DOĞRU AĞIRLIĞI KOYABİLME KUDRETİDİR”

“Türkiye krizin akıntısına kapılan bir ülke konumuna sürüklenemez. Türkiye yangının büyümesine hizmet eden bir aktör hâline gelemez; bilakis yangını sınırlayan, gerilimi dengeleyen, kutuplaşmayı yatıştıran ve bölgesel aklı yeniden inşa eden merkez ülke konumunu güçlendirmek zorundadır. Stratejik sükûnet mahcup bir bekleyiş anlamına gelmez; zamanın ruhunu doğru okuyarak doğru anda doğru ağırlığı sahaya koyabilme kudretidir.”

“TÜRKİYE’NİN İÇ CEPHESİ SAĞLAM OLURSA DIŞ BASKILAR ANLAMINI YİTİRİR”

“İç cephe tahkim edilmeden dış cephe korunamaz. Kardeşlik kuvvetlenmeden sınır güvenliği kalıcı şekilde tesis edilemez. Toplumsal mutabakat derinleşmeden devletin dış baskılara karşı direnç kapasitesi azami seviyeye ulaşamaz. Türkiye’nin etnik fay hatlarıyla, mezhebi gerilimlerle, siyasi kutuplaşmayla ve kültürel ayrıştırmalarla zayıflatılmasına dönük her girişim doğrudan doğruya milli güvenlik meselesidir.”

“KÜRESEL GÜÇ MİMARİSİ YENİDEN ŞEKİLLENMEKTEDİR”

“Dünya aynı anda çok daha büyük bir dönüşümün içinden geçmektedir. Küresel güç mimarisi yeniden şekillenmektedir. Amerika Birleşik Devletleri uzun yıllar boyunca kurduğu uluslararası düzenin yükünü taşımakta zorlanmakta, stratejik rasyonalitesini yeniden kurma arayışı içinde hareket etmektedir. Rusya Ukrayna savaşıyla birlikte küresel sistemden bütünüyle dışlanmış bir aktör sayılmaz; ancak geniş ölçekte oyun kurabilen bir merkez güç vasfını ciddi ölçüde aşındırmıştır. Çin ise dikkatli, temkinli ve zaman zaman ürkek sayılabilecek bir ilerleyişle, bu iki büyük gücün açtığı boşlukları ölçerek küresel etki alanını genişletmeye çalışmaktadır. Bu denklemin bir diğer yükselen aktörü de Hindistan’dır.”

“TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK EHEMMİYETİ DAHA DA BELİRGİN HALE GELMEKTEDİR”

“Enerji hatları nasıl geçtiğimiz yüzyılın jeopolitiğini şekillendirdiyse, bugün ticaret koridorları, lojistik ağları ve stratejik geçiş yolları da küresel rekabetin en kritik başlıkları arasında yer almaktadır. Artık dünya siyasetinin kaderini yalnız petrol kuyuları ve doğalgaz sahaları belirlememektedir; aynı zamanda limanlar, demiryolları, ticaret koridorları ve deniz geçitleri belirlemektedir.”

“FIRTINALI ZAMANLAR DOĞRU OKUNDUĞUNDA FIRSATLAR DA ÜRETİR”

“Türkiye’nin önünde duran mesele yalnız krizleri yönetmek değildir. Türkiye aynı zamanda küresel güç dağılımının yeniden şekillendiği bu dönemde kendi jeopolitik değerini doğru okuyarak yeni düzenin kurucu aktörleri arasında yer alma imkânına sahiptir. Fırtınalı zamanlar yalnız risk üretmez; doğru okunduğunda büyük fırsatlar da üretir.”

“TÜRKİYE MAZLUMLAR İÇİN VİCDAN, VATANDAŞLARI İÇİN EMNİYET ÜLKESİ OLMALIDIR”

“Devlet aklı, hadiseleri bir günün sıcaklığıyla okuyup hüküm vermez. Bugünün içine yarının ağırlığını, yarının içine de tarihin hafızasını katar. O sebeple Türkiye’nin bugünkü sınaması yalnız İran-İsrail-ABD eksenindeki sıcak gerilimden ibaret sayılmaz. Asıl mesele, bu gerilimin ardından kurulacak yeni bölgesel mimaride Türkiye’nin nerede duracağıdır. Türkiye mazlumlar için vicdan, kendi vatandaşları için emniyet ve huzur ülkesi olmak mecburiyetindedir.”

YORUM EKLE

Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır

YORUMLAR


   Bu haber henüz yorumlanmamış...

DİĞER HABERLER

Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime