Ankara'daki Satranç ve Savaşın Yeni Cepheleri
Temmuz 2026 itibarıyla küresel jeopolitiğin kalbi Ankara’da atarken, dünya tarihinin en kritik kırılma noktalarından birine şahitlik ediyoruz. Ankara NATO Zirvesi, sadece ittifak içi savunma harcamalarının yüzde 5 hedefine revize edilmesini tescillemedi; aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump’ın "ateşkes bitti" çıkışıyla Washington-Tahran hattını geri dönülmez bir sıcak çatışma girdabına sürükledi. Türkiye Cumhuriyeti, tüm bu kriz coğrafyalarının tam merkezinde, F-35 programına dönüş sinyalleri alan ve arabulucu kimliğiyle parlayan yegane istikrar adası olarak konumlanırken; sınırlarının hemen ötesinde Ürdün’den Hürmüz Boğazı’na, Erbil’den Dubai’ye uzanan hat adeta alev alev yanıyor.
Ankara’daki Jeopolitik Satranç ve Trump’ın Türkiye Hamlesi
7-8 Temmuz’da düzenlenen Ankara NATO Zirvesi, transatlantik bağının ötesinde, doğrudan doğruya Orta Doğu’daki yeni Amerikan-İran savaşının komuta merkezi misyonunu üstlendi. İkinci kez Beyaz Saray’da oturan Donald Trump, Ankara’daki ikili temaslarında bir yandan müttefiklere savunma yükü paylaşımı baskısı yaparken, diğer yandan Türkiye ile stratejik ortaklık zeminini tazeledi. Trump’ın Ankara ziyaretinden duyduğu büyük memnuniyet ve Türkiye’ye F-35 satış planı ile CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasına yönelik yeşil ışık yakması, Washington’ın bölgedeki yeni askeri konumlanmasında Türkiye’nin vazgeçilmez ağırlığını gördüğünün en net kanıtıdır. Ancak Trump’ın uçağı Ankara’dan havalanır havalanmaz, ABD ile İran arasında Haziran ayında imzalanan kırılgan mutabakat zaptının çöktüğü ilan edildi ve Orta Doğu’da topyekûn bir vekaletler savaşı resmi olarak patlak verdi. Coğrafya kaderdir derler; ancak güçlü devletler için coğrafya, küresel dengelerin yönlendirildiği bir stratejik oyun tahtasıdır ve Ankara bugün o tahtanın tam merkezindedir.
Cephe Genişliyor: Hürmüz Çıkmazından Körfez Metropollerine
ABD-İran hattındaki gerilim, son birkaç gündür tarihte eşi benzeri görülmemiş bir coğrafi yayılıma ulaştı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın askeri lojistik altyapısını, yer altı depolarını, Sirik ve Cask Adası gibi stratejik noktalarını aralıksız vururken; Mücteba Hamaney liderliğindeki Tahran yönetimi, asimetrik yanıt kapasitesini tüm Körfez bölgesine yaydı. Küresel energy trafiğinin kalbi olan Hürmüz Boğazı'nda İran, Amerikan güdümlü ticari gemileri hedef alarak boğazda söz sahibinin kendisi olduğunu iddia ediyor. Karşılıklı mayınlama iddiaları ve ABD’nin 5. Filosu’nun acil durum alarmı, küresel petrol arzını tehdit eden en büyük kabus haline geldi. ABD’nin bölgedeki en büyük askeri üssü olan El-Udeid Hava Üssü’ne ev sahipliği yapan Katar, İran füze saldırılarının doğrudan hedefi oldu. Katar hava savunma sistemleri Doha üzerinde füzeleri imha etse de arabulucu konumundaki Katar’ın vurulması, Tahran’ın artık diplomatik kanalları tamamen gözden çıkardığının işaretidir. Bölgenin finans ve turizm başkenti Dubai üzerinde tırmanan güvenlik tehditleri küresel ekonomiyi sarsarken, Ürdün’de konuşlu Amerikan üslerine yönelik insansız hava aracı saldırılarında iki ABD askerinin hayatını kaybetmesi Washington’ın angajman kurallarını daha da sertleştirdi.
Irak’ın Kuzeyi: Erbil ve Süleymaniye Kıskacı
Çatışmanın en trajik ve kaotik cephelerinden biri ise hiç şüphesiz Irak’ın kuzeyidir. İran, bölgedeki ABD unsurlarını ve lojistik hatlarını kesmek amacıyla Erbil ve Süleymaniye’deki kritik noktaları balistik füzeler ve kamikaze İHA’larla hedef almaktadır. Erbil, Amerikan askeri varlığının ve üslerinin koruma kalkanı olmaya çalışırken; Süleymaniye hattı, İran destekli milis grupların transit koridoru ve lojistik üssü olarak derin bir baskı altındadır. Kuzey Irak’taki bu istikrarsızlık, Türkiye’nin güney sınırlarının güvenliği açısından Ankara tarafından anlık olarak izlenmekte, Türk Silahlı Kuvvetleri bölgedeki terör ve istikrarsızlık sızıntılarına karşı teyakkuz halini en üst seviyede tutmaktadır. İran, Hürmüz’den Erbil’e uzanan hat boyunca Amerikan varlığına karşı bir yıpratma savaşı yürütürken; füzelerin düştüğü her metropol, küresel sistemin yeni fay hatlarını belirlemektedir.
Sonuç ve Türkiye’nin Stratejik Konumu
Son birkaç gündür yaşanan askeri hareketlilik göstermektedir ki, Orta Doğu’da artık "soğuk savaş" veya "vekalet savaşı" dönemi bitmiş; ABD ile İran arasında doğrudan, çok cepheli bir bölgesel savaş evresine geçilmiştir. Kuveyt, Bahreyn, Ürdün ve Katar’ın aynı anda ateş çemberine alınması, küresel düzenin enerji ve finans damarlarını tıkama girişimidir. Bu büyük kaosun ortasında Türkiye; Ankara NATO Zirvesi ile ittifak içindeki kilit rolünü perçinlemiş, Trump yönetimiyle ilişkilerini rasyonel ve kazançlı bir zemine oturtmuş ve bölgesel yangından ülkesini korumayı başarmış tek merkezdir. Sınırlarımızın hemen ötesinde patlayan bombalar ve Hürmüz’deki egemenlik savaşları karşısında Türk devleti; hem caydırıcı askeri gücü hem de dengeli diplomatik aklıyla, bu büyük fırtınada dalgakıran vazifesi görmeye devam edecektir.