Bir toplumun en büyük aynası, okullarında yaşananlardır.
Bir ilahi düşünün…
Sadece bir ezgi değil; bir kimlik, bir yön, bir aidiyet.
Çocukların dilinde dolaşan, gençlerin kalbinde karşılık bulan bir “Hû…”
Bu ses; bir melodiden ibaret değildir.
Bir yöneliştir.
Bir sığınıştır.
Bir duruştur.
Korkuyu değil tevekkülü öğretir.
Dağılmayı değil kök salmayı.
Boşluğu değil doluluğu.
Ve tam da bu yüzden, bazı çevrelerde rahatsızlık uyandırdığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.
Son günlerde okullarda yaşanan silahlı saldırılar, yaralanmalar ve ölümler…
Bunları yalnızca “münferit olaylar” diye geçiştirmek, meseleyi eksik okumak olur.
Çünkü mesele sadece güvenlik değildir.
Mesele, gençliğin ruhuna yönelen çok katmanlı bir kırılmadır.
Bir tarafta çocuklar Allah’ı zikrederek büyümek isterken, diğer tarafta onların içinde bulunduğu mekânlar—okullar—şiddetin, korkunun ve güvensizliğin yaşandığı alanlara dönüşebilmektedir.
Burada “kurşun” yalnızca fiziksel şiddeti değil; aynı zamanda korkunun, güvensizliğin ve değer aşınmasının sembolü olarak da okunmalıdır.
Dünyadaki farklı konjektürel gelişmelere bakıldığında;
Gazze’den Yemen’e, Yemen’den Lübnan’a, oradan İran’a uzanan hatta;
Orta Doğu’dan Asya’ya ve Avrupa’ya kadar geniş bir coğrafyada benzer toplumsal kırılmalar ve güvenlik sorunlarının yaşandığı görülmektedir.
Bu tür süreçlerde en hassas alanlardan biri her zaman gençlik olmuştur.
Çünkü gençlik; bir toplumun geleceğini temsil eder.
Şiddetin görünür hale geldiği, adaletin geciktiği, suçun örtüldüğü her ortamda ilk etkilenen alanlardan biri yine gençliğin ruhudur.
Tam da burada göz ardı edilemeyecek bir gerçeklik vardır:
Her şey; çocuklarımızın Kâbe’de “Hû” diyen ilahiyi okullarda, sokaklarda, parklarda, evlerde ve odalarında coşkuyla söylemeleri, paylaşmaları ve yaşamalarıyla birlikte görünür hale gelen bazı olaylar üzerinden tartışılmaktadır. Bu durumun zamanlaması ve toplumsal etkileri, sosyolojik ve psikolojik açıdan ayrıca değerlendirilmesi gereken bir alan olarak görülmelidir.
Ve anlaşılan odur ki:
Okullarımızda, sokaklarımızda, çocuklarımıza, gençlerimize ve ailelerimize yansıyan şiddet olayları; toplumun değerleriyle büyüyen ve kimlik kazanan genç nesilleri etkileyen çok daha derin bir sosyal yapıya işaret etmektedir.
Okullarımızda, sokaklarımızda, çocuklarımıza, gençlerimize ve ailelerimize sıktırılan bu kurşunlar; tam da bu imanı, ihlâsı ve aidiyeti yaşayan ve yaşatacak olan neslimizi hedef almaktadır.
Bu yüzden mesele sadece olaylar değil; aynı zamanda anlam, yönelim ve toplumsal yapı meselesidir.
Peki neden bu kadar hassas?
Çünkü inanç ve değerlerle büyüyen bir gençlik kolay yönlendirilemez.
“Hasbunallâhü ve ni‘mel vekîl” diyebilen bir nesil korkuya teslim olmaz.
İç dünyası dolu olan bir gençlik, dış boşluklarla yönetilemez.
Bu nedenle gençlik tarih boyunca farklı etkilerin odağında olmuştur.
Kur’an bu gerilimi şöyle ifade eder:
“Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Oysa Allah nurunu tamamlayacaktır; kâfirler istemese de.” (Tevbe, 32)
Ve yine:
“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmran, 139)
Ancak burada en kritik meselelerden biri de sessizliktir.
Olaylar yaşanmakta,
Çocuklar zarar görmekte,
Okullar güvenlik tartışmalarının merkezine yerleşmektedir.
Toplum ise çoğu zaman kısa süreli tepkiler dışında kalıcı bir refleks geliştirememektedir.
Oysa bu durum, sadece duygusal bir mesele değil;
Uzun vadeli bir sorumluluk alanıdır.
Çünkü boşluk asla boş kalmaz.
Sahipsiz bırakılan her alan zamanla başka etkilerle dolabilir.
Tarih göstermiştir ki:
Bir toplumda dönüşüm arayışları varsa, bunun en hassas noktası gençliktir.
Gençlik ya güçlenir ya zayıflatılır.
Ya korunur ya yönsüz bırakılır.
Ama kökü güçlü olan bir nesil kolay yıkılmaz.
Ne Yapmalı?
Aile yeniden merkez olmalıdır.
Çocuk sadece büyütülen değil, aynı zamanda değerle inşa edilen bir varlıktır.
Okullar güvenli ve sağlıklı gelişim alanları olmak zorundadır.
Eğitim sadece bilgi değil, aynı zamanda karakter de üretmelidir.
Güvenlik ve sosyal riskler ciddiyetle ele alınmalıdır.
Okullar, toplumun emanetidir.
Dijital dünya bilinçli şekilde yönetilmelidir.
Çünkü birçok davranış biçimi önce orada şekillenmektedir.
Toplum daha güçlü bir farkındalık geliştirmelidir.
Sessizlik, çoğu zaman sorunun büyümesine neden olabilir.
Son Sözüm
Bu mesele yalnızca bir ilahi meselesi değildir.
Bu mesele, bir neslin nasıl yetişeceği meselesidir.
Bugün yaşananlar;
Bir kimliğin, bir yönün ve bir değer dünyasının nasıl şekilleneceği üzerine ciddi sorular doğurmaktadır.
Ama şurası açıktır:
Eğer bir genç “Hû” diyorsa,
Bu sadece bir söz değildir…
Bir yöneliştir.
Bir duruştur.
Bir kimlik arayışıdır.
Ve en nihayetinde:
Bir toplum, gençliğinin kalbine ne koyduğuyla ya yükselir ya da çözülür.