Bayram öncesinde kulağıma ilginç bilgiler gelmişti. Bayram sonrasında da siyasi kulislerdeki hareketlilik sürünce, edindiğim bilgilerin demlendiğine kanaat getirerek bunları paylaşmanın zamanı geldiğini düşündüm.
Ekrem İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu, oğlu adına siyasi zemin arayışını sürdürüyor; bu kapsamda ardı ardına çeşitli siyasi görüşmeler yapıyor.
İlk görüşmeyi bayram öncesi İstanbul'da geçmişte ANAP çizgisinde siyaset yapmış bazı isimlerle bir araya gelerek yaptı. Hatta Hasan İmamoğlu Demokratlar Konfederasyonu Genel Başkanı Sadullah Fatih Kavaloğlu'nu da bizzat arayarak toplantıya davet etti.
(*Kavaloğlu, yoğunluğunu gerekçe göstererek gitmedi.)
Hasan Bey ikinci görüşme turlarını yakın zamanda İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu arasında kararsız kalan 3 vekil, 5 il başkanı ve 20 civarında ilçe başkanıyla gerçekleştirdi.
Bu görüşmelerin bir bölümü yüz yüze, bazıları da telefonla yürütüldü.
Bu trafiğin ardından Ekrem İmamoğlu'nun kamuoyuna yansıyan şu sözleri dikkatimi çekti:
"Parti kurulacaksa 86 milyonu kucaklayacak bir yapıda olmalı."
Bu cümle sıradan bir siyasi temenni olarak okunabilir. Ancak kulislerdeki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde farklı bir anlam kazanıyor.
Çünkü ANAP'ın kuruluş felsefesi de tam olarak buydu.
1980 sonrası Türkiye'de sağ-sol kutuplaşmasını aşmayı hedefleyen, muhafazakârları, liberalleri, milliyetçileri ve merkez seçmeni aynı çatı altında toplamaya çalışan bir siyasi model...
Belki de bugün yeniden aranan şey tam olarak bu olabilir mi?
Kim bilir?
Tam bu noktada dikkat çekici başka bir kulis bilgisi daha var.
Gazeteci Zafer Şahin, Demokrat Parti çatısı altında yeni bir siyasi yapılanma ihtimalinden söz etti. İddiaya göre, Özgür Özel ekibi ile Demokrat Parti'nin ortak bir siyasi zeminde buluşabileceği konuşuluyordu.
Bu iddiayı duyunca Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal'ı aradım.
Yanıtı netti:
"Böyle bir şey yok."
Uysal'ın bu kesin yalanlaması, kulislerde konuşulan senaryoların en azından bugün itibarıyla somut bir zemine oturmadığını gösteriyor.
Tekrar edeyim;
Bugün itibarıyle!
Ancak siyaset sadece gerçekleşen olaylardan değil, arayışlardan da beslenir.
Filozof Karl Popper'in dediği gibi:
"Açık toplum, farklılıkların birlikte yaşayabildiği toplumdur."
Türkiye'nin son yıllarda içine sıkıştığı sert kutuplaşma düşünüldüğünde, seçmenin önemli bir bölümünün yeni bir merkez arayışında olması şaşırtıcı değil.
Siyasi tarih bize şunu gösteriyor:
Merkez boş kaldığında mutlaka onu doldurmak isteyen bir aktör çıkar.
Bir dönem bunu ANAP yaptı.
(* Bu arada ANAP'a da butlan geldi.)
Daha sonra AK Parti geniş toplumsal koalisyonuyla benzer bir başarı yakaladı.
Bugün ise muhalefet cephesinde benzer bir arayışın izleri görülüyor.
İmamoğlu'nun "86 milyonu kucaklamak" vurgusu da yalnızca seçim kazanma hesabı olarak okunmamalı. Bu söylem, ideolojik sınırları yumuşatan ve toplumun farklı kesimlerini aynı masaya davet eden yeni bir siyasi tasavvurun işareti olabilir.
Ancak asıl soru şu:
Türkiye yeniden bir merkez parti hikâyesi yazabilecek durumda mı?
Çünkü bugünün Türkiye'si, 1983'ün Türkiye'si değil.
Toplum daha parçalı, siyaset daha sert, seçmen daha şüpheci.
Bu nedenle yeni bir ANAP modeli kurulacaksa, nostaljiyle değil yeni bir hikâyeyle kurulmak zorunda.
Konfüçyüs'ün dediği gibi:
"Geçmişi inceleyen ama yeniyi üretemeyen kişi öğretmen olamaz."
Belki de Türk siyasetinin önündeki mesele tam olarak budur.
Geçmişin başarılı modellerinden ilham almak...
Ama geleceğin ihtiyaçlarına uygun yeni bir merkez inşa edebilmek.
Bayram öncesindeki o toplantı, sonrasında gelen açıklamalar ve kulislerde dolaşan senaryolar, en azından bazı çevrelerin bu arayış içinde olduğunu gösteriyor.
Şiyasetin bazen kapandığı düşünülen defterleri yeniden açması sürpriz olmamalı. Ve bazen büyük siyasi hikâyeler, küçük toplantı odalarında başlayabiliyor.
BAŞKA ÇARESİ YOK!
Siyasette bazen mesele tercih değil, mecburiyettir.
Bugün CHP'de yaşanan tartışmalara bakınca aklıma gelen ilk soru şu:
Özgür Özel gerçekten yeni bir siyasi oluşuma ihtiyaç duyuyor mu?
Aslında asıl soru bu değil.
Asıl soru şu:
Özgür Özel'in yeni bir parti kurmaktan başka seçeneği var mı?
Yok. Çünkü...
Kemal Kılıçdaroğlu’nun elinden şu anda partiyi alması mümkün değil.
Ve siyasette rüzgâr her zaman esmez.
Eserken de herkes yelkenini dolduramaz.
Makyavel'in meşhur sözü vardır:
"Talih kadındır; onu yakalamak isteyen cesur davranmalıdır."
Özgür Özel açısından bakıldığında bugün muhalefet tabanında oluşan enerji, yarın aynı güçte olmayabilir.
Siyasette fırsatlar sonsuza kadar beklemez.
Eğer CHP içerisindeki hukuki ve siyasi tartışmalar büyürse, parti içi çekişmeler kamuoyu desteğini aşındırırsa veya liderlik tartışmaları derinleşirse, Özel'in önünde yeni bir yol açma ihtiyacı doğabilir.
Çünkü siyaset boşluk kabul etmez.
Bir lider, arkasında oluşan toplumsal desteği kurumsallaştıramazsa o destek zamanla dağılır.
Bugün Özgür Özel'in lehine esen bir rüzgâr olduğu açık.
Miting meydanlarında oluşan kalabalıklar, muhalefet seçmenindeki mobilizasyon ve iktidara karşı yükselen itiraz dalgası bunun göstergesi.
Ancak rüzgârın varlığı tek başına yetmez.
Önemli olan o rüzgârı hangi geminin taşıdığıdır.
Tam da bu nedenle son günlerde merkez siyasete ilişkin senaryolar, yeni parti iddiaları ve farklı siyasi adres arayışları daha sık konuşuluyor.
Tarih bize şunu öğretiyor:
Siyasi hareketler çoğu zaman seçimlerden değil, krizlerden doğar.
ANAP da öyle doğdu.
AK Parti de öyle doğdu.
Her ikisi de mevcut yapıların toplumun beklentilerine cevap vermediği iddiasıyla ortaya çıktı.
Bugün benzer bir eşikte olup olmadığımızı zaman gösterecek.
Ancak görünen o ki Özgür Özel sadece CHP'nin genel başkanlığı meselesiyle karşı karşıya değil.
Önünde daha büyük bir soru var:
Kendisine yönelen siyasi enerjiyi mevcut yapı içinde mi yönetecek, yoksa o enerjiye yeni bir adres mi gösterecek?
Filozof Herakleitos'un dediği gibi:
"Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz."
Siyaset de böyledir.
Dünün fırsatları bugünün fırsatları değildir.
Eğer gerçekten lehine esen bir rüzgâr varsa, o rüzgârın yelkenleri ne kadar süre dolduracağını da kimse bilemez.
İşte bu yüzden bazı liderler parti kurar.
Çünkü bazen limanda kalmanın riski, denize açılmanın riskinden daha büyüktür.
VELHASIL: "Rüzgârın yönünü değiştiremezsin, ama yelkenlerini ayarlayabilirsin." Konfüçyüs