İş kadını Emel Uslu Atik, kaleme aldığı yazısında siyasi farklılıkların ötesinde, Emine Erdoğan’ın 25 yıllık süreçteki sessiz gücünü, fedakârlığını ve gelişimini bir kadın gözüyle takdir ettiğini vurguladı.
"BÜYÜK BİR YOLCULUĞUN İFADESİ"
Emel Uslu Atik'in yazısı şöyle:
"25 yıllık bir hikâyeye, bir kadının gözünden bakmak…
25 yıl…
Bir siyasi hareket için yalnızca geçen yılların değil; mücadelelerin, kazanımların, kayıpların, sabrın ve büyük bir yolculuğun ifadesi.
Elbette bu 25 yıllık hikâyenin merkezinde, Türkiye siyasetinde çok güçlü bir iz bırakan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan var. Ancak ben bugün bu hikâyeye siyasetin içinden değil, bir kadının gözünden bakmak istiyorum.
Çünkü uzun yıllar boyunca büyük sorumluluklar taşıyan insanların hayatına baktığımda, görünen gücün yanında bir de çoğu zaman sessiz kalan başka bir güç olduğuna inanırım.
Ve Sayın Erdoğan’ın yıllara yayılan yolculuğuna baktığımda, o gücün önemli isimlerinden birinin Emine Erdoğan olduğunu düşünüyorum.
Bir kadın olarak onun duruşunda en çok dikkatimi çeken; ön plana çıkmaya çalışmadan var olabilmesi, eşinin yanında yürürken kendi kimliğini kaybetmemesi ve yıllar içinde değişen şartlara, makamlara ve hayatlara rağmen aynı ölçülü çizgiyi koruyabilmesidir.
"BAZEN BİR KADININ GÜCÜ KÜRSÜDE DEĞİLDİR"
Çünkü bir erkeğin güçlü olduğu gün yanında olmak kolaydır. Asıl mesele; mücadele günlerinde, yorgunluğunda, yalnızlığında, eleştirildiğinde ve bütün dünyanın yükünü omuzlarında hissettiği zamanlarda da aynı yerde durabilmektir.
Biz kadınlar bunun ne demek olduğunu biliriz.
Bazen bir kadının gücü kürsüde değildir.
Bazen bir cümlenin arkasındaki sükûn, zor bir günün ardından açılan bir kapı, kimsenin görmediği bir fedakârlık, aileyi ayakta tutan sabır ve eşine “devam et” diyebilen sessiz bir iradedir.
Bu nedenle ben Emine Erdoğan’a yalnızca bir Cumhurbaşkanı eşi olarak bakmıyorum.
Onu, uzun ve zorlu bir yolculukta kendi duruşunu koruyarak eşinin yanında yürümüş bir kadın olarak görüyorum.
Üstelik bunu yaparken kadın, çocuk, aile, çevre ve sosyal sorumluluk alanlarında kendisine ait bir hassasiyet ve çalışma alanı oluşturmasını da kıymetli buluyorum.
Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir. Aynı partiye mensup olmayabilir, Türkiye’nin meselelerine farklı pencerelerden bakabiliriz. Ama bir kadının emeğini teslim etmek için aynı siyasi görüşte olmak gerekmez.
Çünkü kadınların birbirinin emeğini, sabrını ve gücünü görebilmesi siyasetin üzerinde bir meseledir.
Ben hayatım boyunca şuna inandım:
Güçlü kadın, güçlü aileyi; güçlü aile, güçlü toplumu; güçlü toplum da güçlü bir ülkeyi inşa eder.
Bu yüzden 25 yıllık bu yolculuğun fotoğrafına baktığımda yalnızca önde yürüyeni değil, yıllardır onunla birlikte yürüyeni de görüyorum.
Ve bir kadın olarak başka bir kadının hakkını teslim etmekten çekinmiyorum:
"BU EMEĞİ VE ZAARFETİ AYAKTA ALKIŞLIYORUM"
Bazı kadınlar gücünü yüksek sesle göstermez. Onlar yalnızca durdukları yeri terk etmezler. Ve bazen bir insanın arkasındaki en büyük güç, tam da budur.
Onu geçmişi üzerinden küçümsemeye çalışanlara inat; geldiği noktayı, yıllar içinde kendini geliştirişini, değişimini ve dünyaya açılırken özünden vazgeçmeden geçirdiği dönüşümü bir kadın olarak takdir ediyor, bu emeği ve zarafeti ayakta alkışlıyorum.
Modern bir Cumhuriyet kadını ve bir kadın lider olarak bu satırları yazdığım için eleştirileceğimi biliyorum. Ama benim için gerçek duruş; yalnızca kendine yakın olanı alkışlamak değil, düşüncesi ve dünyası ne olursa olsun emeği, mücadeleyi ve başarıyı gördüğünde hakkını teslim edebilmektir.
Bu nedenle yıllarını ailesine, eşine ve inandığı değerlere vermiş bir kadının emeğini görmezden gelmeyi değil, hakkını teslim etmeyi seçiyorum.
Emine Erdoğan’ın 25 yıllık bu yolculuktaki yerini ben böyle okuyorum:
Siyasetin değil, bir kadının başka bir kadına duyduğu saygının penceresinden."