

TBMM 27. dönem HDP ve 28. dönem DEM Parti Kocaeli milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu Turktıme'a konuştu. Gergerlioğlu, "MHP lideri Devlet Bahçeli'nin DEM Parti yetkililerinin "Türkiye'yi uyarıyoruz" sözlerini çarpıtması doğru değil. DEM Parti barış sürecini korumaya çalışıyor". İfadelerini kullandı. İşte Gergerlioğlu'nun çok özel röportajı...
-Engelli vatandaşların emeklilik hakları ile ilgili TBMM Başkanlığına kapsamlı bir kanun teklif sundunuz. Konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?
Engelli vatandaşların emeklilik haklarıyla ilgili Meclis Başkanlığına kapsamlı bir kanun teklifi sundum. Çünkü 15 Ocak 2025'te çıkan bir yasa ile 2008 öncesi işe giren engelli emeklilerin hakları gasp edildi. Yani aslında çalışma gücü kaybı konusunda iktidar erken davrandı. Birkaç yıl daha bekleyerek sistemin oturmasını bekleyebilirdi. Bunu yapmadı. Tasarruf tedbirleri kapsamında vatandaşa vereceği hakkı, parayı kısmaya çalıştı. Ve alelacele bir kanun çıkardı. Biz o kanun çıkarken "engelliler mağdur olabilir, ne yaptığınızı biliyor musunuz?" dediğimizde, "hayır mağdur olmayacaklar" demişti SSK yetkilileri.
BU YANLIŞ YASA İPTAL EDİLECEK
Aradan tam bir yıl geçti. Binlerce, on binlerce engelli mağdur oldu. Günümüzde emekli olmak zaten bir düşük ücrete boyun eğmeyi gösteriyor ama engelli kardeşlerimiz emekli bile olamıyorlar. Şimdi vergi indiriminden kaynaklı engelli emeklilik haklarının verilmesi için biz teknik olarak iyi bir araştırma yaptık ve yasa teklifimizi verdik. Bu yasa teklifine göre hakları iade edilecek ve bu yanlış yasa iptal edilecek. Yerine yanlışı, eksiği giderecek tarzda bir yeni yasa teklifi sunduk.

-Büyük yankı uyandıran Narin Güran cinayeti ile ilgili “Bir aileyi nasıl medya algısıyla suçlu ilan ettiğini gösterdiğini gerçek adalet için dosya yeniden ele alınmalı.” ifadelerini kullandınız. Sizce aile suçlu mu yoksa toplum baskısıyla mı suçlanıldı?
Narin Güran cinayeti çok konuşuldu. Olayı sansasyonel bir şekilde değil, rivayetlere, yanlış anlatımlara, kötü niyetlere göre değil, bizzat yerinde inceleyerek anlamak istedim ve bu yüzden iki kez köye gittim. Saatlerce tetkik yaptım, olay yeri keşfi yaptım, yüzlerce sayfa dosya okudum, duruşma tutanakları okudum. Birçok hukukçu ve gazeteciyle konuştum. Mahkemeyi takip eden siyasetçilerle konuştum. En sonunda bendeki kanaat ailenin suçsuz olduğudur. Fakat bir medyatik linç, dezenformasyon, yargısız infaz nasıl olurun gazetecilik tarihi açısından çok önemli bir örneği sergilendi. Ve bir takım sansasyonel haberler ve yalan yanlış şehir efsaneleriyle aile bir anda katil ilan edildi.
BİR AİLEYİ ADETA ÇÖKERTTİLER
Aslında olay yerine gidip inceleseniz, dosyaları okusanız ailenin bir suçu olmadığını görürsünüz. Ve olayın netliğini daha iyi görebilirsiniz. Evet, Yargıtayda ceza onandı ama ben bunun yanlış bir karar olduğunu düşünüyorum. Anneyi, abi Enes'i, amca Salih'i cezaevinde ziyaret ettim ve onlarla da uzun uzun konuştum. Yani öyle bilip bilmeden bu konu hakkında konuşan birisi değilim. Herkesle konuştum ve sonunda bendeki kanaat bu. Evet, Yargıtay'da birçok yanlış karar onanabiliyor. Türkiye'de bu hepimizin bildiği bir husus. Yargıtay'da onanması demek, hakkın hakikatin ortaya çıktığı anlamına gelmiyor. Bir anne çocuğunu nasıl öldürebilir? Bir ağabeyi nasıl öldürebilir? Ve hiçbir delil de yokken tamamen afaki bazı gerekçeleriyle bir anneyi, bir aileyi adeta çökerttiler, mahvettiler. Bu kabul edilecek bir şey değil. Ben buna karşı mücadelemi sürdüreceğim. Bazen mahkemeler de toplumun önyargısına boyun eğer ve toplumsal yargılara göre karar verir. Burada da böyle olduğunu görüyorum. Bir toplumsal önyargı kurbanı aile var gözümüzün önünde. Bir de o ailenin katledilmiş küçücük kız çocuğu var. Durum çok üzücü. Bir ailenin çökmesine neden olan bir süreç yaşıyoruz. Umarım bir gün adalet ortaya çıkar.

-MHP Lideri Devlet Bahçeli grup toplantısında Halep'te yaşananlar üzerinden DEM Parti'nin açıklamalarına tepki gösterip, "DEM Parti yetkililerinin 'Türkiye'yi uyarıyoruz' diye başlayan söz ve açıklamaları YPG'yi aklama ve arkalama niyetleri çok üzücü ve sorunlu bir dildir" ifadelerini kullanmıştı. Bu konuya ilişkin neler söylemek istersiniz?
Kürt barış süreci bitmiş değil. Suriye'de adaletin sağlanmasıyla başarıya ulaşacak diye düşünüyorum. Sadece Türkiye ile sınırlı bir durum değil Kürt barış süreci. Fakat Kürtler Rojava'da çok ezildiler. Suriye'de zamanında kimlikleri bile yoktu ve şu anda bir hak elde etmek istiyorlar. Fakat bu konuda da çok engellemeler var. Bölgenin gerçekleri var. Bölgede Kürtler bir mücadele sergiliyor.
BARIŞ SÜRECİNDE DURAKLAMA VAR
Eğer ki bu mücadeleyi sergilemeseler yıllarca olduğu gibi ezilmeye devam edeceklerdi. Şu anda ancak varlıkları ortaya çıkabildi ve bu varlıklarını da kaybetmek istemiyorlar. Ülkede bir şekilde çözüm sağlanması gerekiyor. Bunun da baskıcılıkla değil, karşılıklı bir anlaşmayla olması lazım. Tarafların anlaşmasının sağlanması lazım. 10 Mart'ta bir mutabakat yapıldı. Fakat bu mutabakatla ilgili sonraki adımlar gelmedi. Türkiye'de de bundan dolayı barış sürecinde bir duraklama var. Şimdi birbirine tehdit, bağırıp çağırmayla yürüyen bir dille bu işler yürümez. Anlaşmalarla bu ciddi büyük dev kronik sorun ancak böyle çözülür. Kimse kimseyi aklamıyor ama oldu bittiler, emri vakiler de doğru değil. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin DEM Parti yetkililerinin "Türkiye'yi uyarıyoruz" sözlerini çarpıtması doğru değil. DEM Parti barış sürecini korumaya çalışıyor. Böyle abartılı şekle sokmaya gerek yok. Karşılıklı iyi niyet, anlayış adımları olursa bu mesele bir şekilde çözülür diye düşünüyorum. Çok karmaşık bir trafik var. Ben bir insan hakları savunucusu, siyasetçi olarak ölümler olmadan barış masasında silahsız bir şekilde bu konunun çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Kolay bir süreç değil tabii ama daha da zorlaştırmamak gerekir.
-Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
Halep'te yaşananlar, Türkiye'deki çözüm sürecinin Suriye'de bir çözüm olmadan gerçekleşemeyeceğini gösteriyor. Bu çok net. İlk çözüm süreci Suriye'deki karışıklıklardan, çözümsüzlüklerden dolayı bozulmuştu. İkinci çözüm süreci de Suriye'deki barış ihtimali nedeniyle ortaya çıktı. O yüzden Suriye'de çözüm olmadan, hakkaniyet, adalet olmadan Türkiye barış sürecinin olması pek mümkün olmayacak gibi. Biz tüm gücümüzle barışın gerçekleşmesi için tüm gayretleri gösteriyoruz.
-Sizce Öcalan’ın Rojava yönetimine petrol ve bazı konularda adım atılması mesajı ilettiği günlerde yapılan saldırı çözüm istenmediğini mi ifade ediyor?
Bölgede neredeyse tüm dünya güçleri at oynatıyor ve kendi çıkarları, egemenlikleri için gayret gösteriyorlar. Fakat bölgenin uzun vadeli geleceği için mutlak surette gücün, çıkarın dayatmanın değil, hakkaniyetin, halkların kardeşliğinin gerçekleştirilmesinin esas olması gerekiyor. Herkes kendi çıkarlarına göre Orta Doğu'da bir pay kapmak, yer almak istiyor ve çıkarları için gayret ediyor. Sadece bir konuya bağlamak da doğru değil. Meseleleri çok yönlü, çok boyutlu, çetrefilli bir konu var. Hem Türkiye hem Suriye ile ilgili durumlar var ve bu yüzden tek bir nedene bağlamak doğru değil ama bölgeye gözünü dikmiş çok ülke var. İsrail'in de niyetleri var, farklı ülkelerin niyetleri var ve bölgede halkların kardeşliğini istemeyen, kendi gücünün egemen olmasını isteyen bir değil birçok devlet var. Umarım halklar bu siyasi güçlerin, devletlerin gayri insani çıkarlarını yener.
HİLAL BÜYÜKKAYA KÖSE/TURKTIME
Sayfa başına git







