Turktime

DEM Parti'den dikkat çeken mesaj: PKK'nın silah bırakması taktik değil

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, "PKK’nin feshi ve silah bırakma kararı, konjonktürel bir taktik değil, paradigmal bir dönüşümdür." dedi.
ABONE OL
Abone Ol
DEM Parti'den dikkat çeken mesaj: PKK'nın silah bırakması taktik değil
Haberler / Siyaset
18 Mart 2026 Çarşamba 11:15
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş

Independent Türkçe’ye konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak kalıcı barışın ancak demokratik reformlar ve hukuk devleti ilkelerinin güçlendirilmesiyle mümkün olacağını belirtti.

PKK’nın silah bırakmasının ardından devletin bu fırsatı yeterince değerlendirdiğini düşünüyor musunuz? Silah bırakma sonrası eğer demokratik reformlar beklendiği hızda gelmezse Kürt toplumunda yeniden radikalleşme riski görür müsünüz?

27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’yla başlayan 11 Temmuz’da silahların yakılmasıyla devam eden ve ardışık birçok adımın atıldığı süreç Kürt Siyasi Hareketi ve Sayın Öcalan’ın güçlü iradesiyle bugüne kadar geldi. İktidar ve devlet hem sürecin gerekliliklerine hem de atılan bu adımlara denk gelecek adımları atmakta tutuk davrandı. Aslında pedal metaforundaki gibi karşılıklı adımlar atılsa süreç daha güçlenir, destek ve güven daha yükseklerde olurdu. Ama silahların sustuğu, siyasete alan açılmaya başlandığı aşama tamamlandı. Artık siyaset bu alanı değerlendirmeli ve yasal adımlarla barış zeminini güçlendirilmelidir. Bu, en çok iktidarın ve ortağı MHP’nin görevidir. Çünkü hem parlamentoda çoğunluk hem de yürütme erki ellerindedir. Biz aksini düşünmek istemiyoruz. Demokratik aklın galip geleceğini ve sürecin ilerleyeceğini umuyoruz. Süreç akamete uğrarsa Kürt toplumunda ne gibi etkilere yol açacağına dair çok sayıda varsayımda bulunabiliriz. Fakat hem Kürt toplumuna hem Türkiye’deki ortak yaşamına hem de bölgesel risklerin Türkiye’ye yansımasına dönük pozitif bir tablo görmeyeceğimizi geçmiş tecrübelerden tahmin edebiliriz.

'ARTIK SIRA YASADA'
Kürt toplumunda “şimdi ne olacak?” sorusu soruluyor. DEM Parti bu soruya ne cevap veriyor?

"Şimdi ne olacak?" sorusu haklı ve doğal bir sorudur. Çünkü bu toplum çok bekledi, çok acı şey yaşadı ve çok söz duydu. DEM Parti olarak bizim cevabımız açık: Artık söz yerine, sıra yasadadır. PKK kendini feshetti, silahlar yakıldı, komisyon raporunu tamamladı. Meclis bayram sonrası açıldığında başlayacak olan yasal düzenlemelerin, bu sürecin mihenk taşı olacağı inancındayız. Barış Yasası, kayyımların kaldırılması, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması, cezaevlerine dair düzenleme vs. bunlar artık birer dilek değil, masadaki somut taleplerdir. Toplum söze değil yasaya, vaade değil güvenceye inanır. DEM Parti olarak bu eşikte kararlıyız.

'KÜRT MESELESİ ÇÖZÜLDÜ İDDİASI İLETİŞİM FAKÜLTELERİ'NDE PROPAGANDA TEKNİĞİ OLARAK OKUTULMALI'
Türkiye’de bazı kesimler Kürt meselesinin artık “çözülmüş bir mesele” olduğunu savunuyor. Sizce gerçekten öyle mi? DEM Parti’nin nihai hedefi nedir? Yerel demokrasi mi, güçlendirilmiş yerel yönetimler mi, yoksa daha farklı bir siyasi model mi?

Kürt meselesinin “artık çözüldüğü” iddiası İletişim Fakülteleri’nde propaganda teknikleri kapsamındaki derslerde okutulması gereken ibretlik bir gerçeği çarpıtma arayışıdır. Gerçekte Kürt meselesi çok katmanlı, tarihsel, derin bir siyasal meseledir. Dolayısıyla çözülmüş bir mesele değildir. DEM Parti’nin nihai hedefi demokratik müzakere yoluyla Kürt meselesinin çözülmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi; gelirin adil dağıtılması ve eşitlikçi bir siyasal düzen kurulmasıdır. Yerel demokrasiye dayalı Demokratik Cumhuriyet hem hakları güvenceye alır hem hukuk, demokrasi, adalet ve özgürlükleri korur. Bu siyasi model Türkiye’ye çağ atlatacaktır.

Bu süreç başarılı olursa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tarihi bir rol oynadığını kabul eder misiniz? Bu anlamda yeni anayasa tartışmaları (Erdoğan’ın olası adaylığı) ile Kürt meselesinin çözümü arasında bağ kurulabilir mi?

Biz siyasette hakkı teslim etmekten çekinmeyiz. Yer yer önemli açıklamalarda bulundu. Beklenen hukuki düzenlemelerde inisiyatif kullanmasını da bekliyoruz. Süreç başarıya ulaşırsa elbette tarihi bir rol üstlenmiş olacaktır.

Ancak yeni anayasa ve adaylık meselesine yaklaşımımız ilkeseldir, bu ilkelerden taviz vermeyiz. Barış için her türlü fedakârlığı yapmaya hazırız; müzakere masasından kaçmayız. Ama şunu da açıkça söyleriz: Tabanımızın ve toplumun sıcak bakmadığı bir anayasa taslağına ya da bir karara "evet" demek, kalıcı barışa hizmet etmez. Bu ülkede yalnızca Kürtlerin değil, tüm halkların hukuka, yaşama, huzura ve düzene ihtiyacı var. Kürt meselesi yüzyılları bulan bağlamlara sahip, o anlamda dar bir döneme ya da olgulara sıkıştırmak da doğru değil.

'MÜCADELE BİÇİM DEĞİŞTİRDİ: SADECE DİRENME DÖNEMİ DEĞİL; İNŞA DÖNEMİ'
Tabanınıza gönül veren gençlere bu yeni dönemde nasıl bir mücadele hattı öneriyorsunuz?

Gençler, tüm baskı ve zorbalığa rağmen her zaman bizim siyasetin aktif özneleri oldu. Şimdiye kadar da umudu dağıtan değil, geleceği kuran, iradeyi örgütleyen bir hat izlendi. Yeni dönemde en büyük görev, demokratik siyaseti büyütmek, sözü çoğaltmak, halkla bağı daha da kuvvetlendirmek ve her alanda örgütlü toplumsal güç haline gelmektir. Gençlik yalnızca sokağın değil; fikrin, kültürün, dilin, sanatın, üniversitenin, mahallenin ve dijital alanın da öncüsü olmalıdır. Kendini koruyan ama içine kapanmayan, kimliğini savunan ama ortak yaşam ufkunu da büyüten bir mücadele gerekiyor. Mücadelenin biçim değiştirdiği bu dönemde bizim perspektifimiz budur. Bu dönem, sadece direnme dönemi değil; inşa dönemidir. Gençlik, tarihin yükünü omzunda taşıyor ama aynı zamanda demokratik siyasetin de anahtarını elinde tutuyor. Silahın sustuğu yerde söz yükselir ve o sözü en güçlü şekilde kuracak olan genç arkadaşlarımızdır.

ABD’nin İran’a yönelik müdahalesi bölgeyi yeni bir savaşın eşiğine getirdi. Türkiye’deki Kürt siyaseti bu tür jeopolitik gelişmelerden nasıl etkilenir? Ortadoğu’da artan savaş riskinin Türkiye’deki demokratikleşme sürecini olumsuz etkileyebileceği endişesi taşıyor musunuz?

ABD’nin İran’a müdahalesi ve olası sonuçları hem devletler hem devlet dışı aktörler hem de halklar ve inançlar için Orta Doğu’da yaşanmış diğer çatışmalı süreçlerden daha büyük sonuçlar doğuracaktır. Bu açıdan İran’daki savaşı yakından takip etmek ve olası sonuçlarına dair ehemmiyetle önlemler almak gerekir. Bizler adı konmamış bir dünya savaşının yaşandığını, bunun en yakıcı muharebe meydanının Orta Doğu olduğunu savunuyoruz. Bu kapsamda Türkiye’de Kürtlerin en güçlü temsilcisi olan parti olarak jeopolitik gelişmeleri hem optiklerimizi İran’a yaklaştırarak hem de genel manzarayı görerek okumaya çalışıyoruz. Öncelikle savaşın halklara, inançlara, ezilenlere, kadınlara, gençlere, azınlıklara mutluluk değil acı, yaşam değil ölüm, refah değil açlık ve yoksulluk getirdiğini biliyoruz. Bu yönüyle savaşın egemenlerin savaşı olduğunun, onların öncelikleri ve çıkarları ekseninde başlayıp sona erdiklerinin farkındayız. Öte yandan Türkiye’de siyaset yapan bir parti olarak çatışmaların Türkiye’ye olası askeri, siyasi, ekonomik ve demografik etkilerini ayrıntılarıyla ele alıyoruz. Her türlü senaryoya hazırlanıyor, İran’daki gelişmelerden de dersler çıkarıyoruz.

21. Yüzyılda salt askeri teknolojiye dayanarak strateji geliştirilemez. Askeri teknoloji savunma ve güvenlik ihtiyacının bir kısmını karşılayabilir. Bu yüzyılda, savunma ve güvenlik ihtiyacının en büyük parçasını halkın iktidara, siyasete ve devlete rıza göstermesi ve birlikte hareket etmesi karşılar. Bu yönüyle İran hem içteki sızıntılar hem de halkın bir kısmının dini liderin ölümüne verdiği tepki önemli mesajlar içeriyor. Öte yandan Orta Doğu’da sıcak çatışmaların yayılma riski yüksektir. Bu riskle birlikte iktidar ve devlet aklı bir karar eşiğine gelmek üzeredir. Ya bu riske karşı iç cephe dedikleri ama bizim toplumsal barış dediğimiz şeyi gerçekleştirmek için demokratikleşme ve barış sürecine hız verecekler ya da sürecin bitirilmesi için yol arayacaklar. Üçüncü bir yol olarak ise bekle-gör politikası izleyerek süreci sürüncemede bırakmaktır. Biz ilk opsiyon olan barış ve demokratikleşme sürecine ivme katmanın büyük bir bölgesel riskten Türkiye’yi koruyacağını ifade ediyoruz. Bu yola revan olunması gerektiğini ifade ediyoruz. İkinci opsiyonun hem Türkiye’nin iç dinamiklerindeki kırılmaları arttırma hem de Türkiye’yi karıştırmak isteyen dış güçler için en ideal zemini sunma durumu ortaya çıkaracağını ve bir felaket senaryosu olduğunu düşünüyoruz. Üçüncü senaryo ise süreci sürüncemede bırakarak riskleri arttıracağı için yanlış bir politik okuma, karar ve tercih olacağını düşünüyoruz.

Türkiye’nin bölgesel savaştan korunmasının yegane yolu toplumsal barışını sağlayarak en güçlü savunma ve güvenlik açığını ortadan kaldırmasıdır. Bunun yolu da formülü de bellidir. Bunlar: Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünü getirecek barış adımları olan demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarının, demokratikleşmeyi sağlayacak kapsamlı yasal değişikliklerin ve hukukun üstünlüğünü tesis edecek düzenlemelerin hayata geçirilmesidir.

“PKK’NIN SİLAH BIRAKMASI KONJONKTÜREL BİR TAKTİK DEĞİLDİR”
PKK’nın silah bırakmasının ve devletin teyidinin anlamı, bu dış müdahale riskleriyle birlikte değişir mi? Yani Ortadoğu gerilimi, Kürt örgütleri için silahı bir seçenek olarak yeniden üretir mi?

Önce reel tabloya bakmak gerek. Çünkü bugün bölge, yalnızca yerel aktörlerin iradesiyle değil, devletler, vekil güçler, enerji hatları, doğu Akdeniz gaz rezervleri ve küresel rekabet tarafından şekillenen çok katmanlı bir savaş alanına dönüşmüş durumda. 28 Şubat 2026’dan beri süren ABD-İsrail-İran savaşı, Hürmüz Boğazı’ndaki kırılma, Körfez’e yayılan saldırılar ve enerji/ulaşım hatlarındaki çöküş, Ortadoğu’da güvenlik krizinin ne kadar hızlı bölgesel bir yangına dönüştüğünü açıkça gösterdi. Böylesi bir dönemde Türkiye’de çözüme dair bir iradenin ortaya konması ve bunun sürüyor olması, silahsızlanma ile yasal düzenlemelerin karşılıklı ve paralel ilerlemesi gerektiğini ortaya koydu.

Bu nedenle mesele şudur bence; PKK’nin feshi ve silah bırakma kararı, konjonktürel bir taktik değil, paradigmal bir dönüşümdür. PKK hem fesih kararında hem de daha sonra PKK’li yöneticilerin yaptıkları açıklamada silah bırakmanın stratejik bir karar olduğu defalarca ifade edildi. Bunun altını en baştan çizelim.

Bölgesel savaş riski, silahı yeniden stratejik bir çözüm haline getirmesinden öte; hukuk üretilmezse, demokratik siyaset güçlendirilmezse ve toplumsal güven sağlanmazsa şiddet zemini güçlenir. Buna yatırım yapan çokça güç ve yapının da hazırda beklediği sır değil. Asıl kırılganlık buradadır. Bu yüzden Kürt hareketi, yeniden silaha dönmek değil; demokratik siyaseti, anayasal güvenceyi, dil ve kimlik haklarını, mevcut sorunlu birçok mevzuatı kaldırmayı ve demokratik entegrasyonu güçlendirmeyi istiyor. Gerçek bir barış bugün bir temenni değil, bölgesel felaketin Kürt meselesini yeniden uluslararası güç oyunlarının hammaddesi haline getirmesini engelleyecek tek gerçek stratejik zemindir… Dış müdahale riskini bertaraf etmenin tek yolu, iç çözümü sağlam demokratik temellere oturtmaktır.

'NEWROZU RESMİ TATİL İLAN EDEREK ATILACAK YASAL ADIMLARIN FİTİLİ ATEŞLENEBİLİR'
Bu yılki Newroz’un PKK’nın silah bırakması sonrası ilk Newroz olması nedeniyle sembolik bir anlamı olduğunu düşünüyor musunuz? Bu Newroz’da vereceğiniz ana siyasi mesaj ne olacak?

2026 yılı Newroz’u son yılların en tarihi ve önemli Newroz’udur. 1992 Newroz’unda sokak ortasında işkencelere rağmen “varım” diyen bir halkın, iddiasını kanıtladığı yılın Newroz’undayız.

Kürt halkı ve dostları bu Newroz’da sadece Türkiye’deki devlet ve iktidar aklına değil, bölge güçlerine ve bölge üzerine siyaset üreten küresel güçlere en güçlü mesajları Newroz meydanlarını doldurarak ve taleplerini haykırarak verecektir. Bu yönüyle, üstü örtük ve adı konulmayan bir dünya savaşı ve bu savaşın merkezindeki coğrafyada Newroz’da milyonların alanlara akmasına hiçbir gücün gözünü ve kulağını kapatamayacağının hem biz hem de milyonlar farkında. Dolayısıyla hem sembolik hem tarihsel hem de konjonktürel önemi çok büyük bir Newroz yaşıyoruz.

Biz de bu tarihsel ve sembolik öneme yakışır şekilde Newroz hazırlıklarımızı yaptık. Özgürlük ve Demokrasi Newroz’u diyoruz. Bu, sadece bir motto değil Türkiye’nin çoklu krizlerinden kurtuluşu için sarılması gereken iki değer ve kavrama işaret ediyor. Bu yılki Newroz’da hem iktidara ve devlete hem siyasi muhalefete ve toplumsal muhalefete ciddi ve önemli mesajlarımız olacak. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesi için gerekli mesajları halklarımızla birlikte en güçlü şekilde vereceğiz. Bundan sonraki süreçte DEM Parti’nin siyasi iddiasını daha güçlü şekilde ortaya koyacağız.

İktidar bu yılki Newroz’a güçlü bir jestle başlayabilir. Newroz’u resmi tatil ilan ederek, bayramın hemen ardından atılacak yasal adımların fitilini ateşleyebilir. Bu sembolik anlamı güçlü somut bir adım olur. Bu doğrultuda Newroz’un resmi tatil ilan edilmesi için dün kanun teklifimizi verdik. Tüm siyasi partileri bu teklife “evet” demeye davet ediyoruz. Böyle bir adım, siyasi iklimin yumuşamasına da katkı sunacaktır.

YORUM EKLE

Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır

YORUMLAR


   Bu haber henüz yorumlanmamış...

DİĞER HABERLER

Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime