

CHP eski Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzenin çöktüğünü belirterek, yeni dönemde milli güvenliğin askeri unsurların ötesine geçmesi gerektiğini vurguladı. Kuşoğlu, teknolojiden ekonomiye, enerjiden toplumsal yapıya kadar birçok başlığın Türkiye’nin milli güvenlik belgelerinde yer almasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
Kuşoğlu'nun dikkat çeken yazısından öne çıkanlar şöyle:
Zor zamanlardan geçiyoruz. Sadece bizim için değil tüm dünya ülkeleri için zor zamanlar. Hatırlayacaksınız II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan bir uluslararası düzen söz konusuydu. Bu düzen uluslararası hukuka dayalıydı ve özellikle Batılı uluslararası kuruluşlar tarafından yönetilmeye/yürütülmeye çalışılıyordu. Eleştirilecek yönleri çok olmasına karşın belli ölçülerde başarılı da oldu bu düzen. Ancak artık özellikle Batı açısından düzenin çöktüğüne şahit oluyoruz. Yerine konan kurallar ve farklı bir düzen henüz yok fakat müthiş bir güç mücadelesi var. Her türlü aracın kullanıldığı güç mücadelesi ve karmaşa yeni bir düzen oluşuncaya kadar devam edecek.
Gücü olanın haklı olduğu bir dönemdeyiz. Bu dönemin savaşlar veya benzeri sıkıntılar doğuracağı kesin. Zaten halen savaşlar ve sorunlar doğurmuş durumda fakat sürecin nereye kadar ve nelere evrileceği ise gerçekten tam bir muamma.
"MİLLİ GÜVENLİK BAŞKALARINA EMANET EDİLEMEZ"
İşte bu yüzden her ülkenin olduğu gibi bizim de farklı bir milli güvenlik anlayışına ihtiyacımız var. Milli güvenlik başkalarına emanet edilemez. Dolayısıyla yeni milli güvenlik anlayışı ve doğal sonuç olarak MGS Belgemiz eski dönemlere göre gittikçe artan ölçüde teknolojik, toplumsal ve ekonomik riskleri kavramak ve bize özgü olmak zorunda. Nasıl ki ABD’nin 2025 Aralık başında yayınlanan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi dönemin özelliklerini yansıtıyor ise bizim MGSB’nin de benzer şekilde dönemsel ve bize has özellikleri taşıması bir gerekliliktir.
Önceki dönemlerde özellikle soğuk savaş döneminde ağırlıkla askeri ve siyasi olan riskler şimdilerde teknolojik, ekonomik, enerji ve toplumsal yönü olan riskleri daha fazla barındırmaya başladı. Risk veya tehdit derken görünür olanlarla sınırlı kalmamak gerekiyor, zamanın akışının hızlandığı, teknolojinin yönünün ve hızının sürprizlerle dolu olduğu bu dönemde milli güvenlik belgeleri çok daha vizyoner ve dinamik olmak zorunda. Türkiye’de milli güvenlik belgeleri her 5 yılda bir gerekli görülmesi halinde yenilenir. Yapay zekâ 2025 Ocak ayında yenilenen MGSB’ye ilk kez girdi. Doğru da yapıldı. Ancak örneğin crispr CAS 9 gibi bir proje de bu belgeye alınsaydı yanlış mı olurdu?
Artık maddenin temelinin atom değil enerji olduğu, bilimin metafizik konulara el attığı bir döneme de girdik. Metafizik konuların da ilerde oluşacak tüm ihtimaller karşısında MGSB’ye alınması çok akıl dışı veya absürt mü olurdu?
TSMC firmasını hiç duydunuz mu? Bu Tayvan cip üretim şirketi nerede ise Tayvan’ın geleceğini garanti ediyor. Yarattığı katma değer ve istihdamdan bahsetmiyorum. Altını çizmek istediğim milli güvenlik; Tayvan işgal edilir ve bu cip üretim teknolojisi Çin’in eline geçerse Batı özellikle ABD çok önemli bir avantajını yitirmiş olacağından firmayı dolayısıyla Tayvan’ı korumak zorunda.
Teknoloji dünya tarihinde ülkelerin gelecekleri açısından hiç bu kadar önemli olmamıştı.
Aslında teknoloji çok önemli hale geldi fakat bir ülkenin milli güvenliğini etkileyecek diğer unsurlarda teknoloji kadar önemli. Dolayısıyla sadece tek bir unsuru öne almadan veya hiçbir unsuru ihmal etmeden tüm unsurları dikkate alarak uyumlaştırmak hayati derecede önem kazanmış durumda görünüyor.
Sanırım aşağıdaki 8 başlık herhangi bir ülkenin milli güvenlik politikasında ve belgesinde mutlaka dikkate alması elzem olan konuları içermektedir:
1- Genel olarak teknoloji, yapay zekâ, siber güvenlik, genetik (sentetik biyoloji)
2- Enerji
3- Gıda, su ve çevre
4- Ekonomik bağımsızlık
5- Askeri ve siyasi güç
6- Sosyolojik değişim, sosyal güvenlik
7- Göç ve kültürel değişim
8- Devlet aygıtının yeniden dizaynı ve kamu kurumlarının rasyonelliği
Yukarıdaki 8 başlık aslında ayrı ayrı yazı konusu. Bu konularda yapmakta olduğum çalışmaları zaman zaman kamuoyu ile paylaşacağım. Ancak bu ilk yazıda asıl öge milli güvenlik belgelerinin değişimi ve önemi olduğundan 8 başlığa girmeden şunu belirtmeliyim ki yukarıdaki başlıklarla ifade edilen tehditler milli güvenlik belgelerinde yer almalı fakat bu belgede yer almaları uygulamada konunun çözümlendiği anlamında alınmamalı. Milli Güvenlik Belgeleri mali, hukuki hatta anayasal uygulama metinleri haline dönüştürülerek gerçekleştirilmeliler. Örneğin, Türkiye 2025 MGSB’de yapay zekâya ilk defa yer verilmiştir, bu takdir edilecek bir gelişmedir fakat Çin yapay zekâ konusunu ilkokullarda ders olarak müfredatına almıştır. Biz henüz bütçelerimizde yapay zekâya ilişkin bir harcamaya rastlamadık. Tarihte hangi gerekçeyle olursa olsun matbaayı kullanmakta gecikmenin çok ötesinde bir zararı yapay zekâyı yanlış veya geç içselleştirmekle göreceğimiz çok aşikârdır.
Türkiye için acil başlıklardan biri ekonomidir. Teknoloji ile ilgili konular tüm ülkeleri ilgilendiren ortak tehditler içerirken ekonomik krizimiz nedeniyle özel olarak bu dönemde maalesef çok büyük bir tehdit altındayız. Borçluluğumuz, sermaye ve beyin göçümüz ekonomik bağımsızlığımızı yok ederek maalesef bize siyasi tavizler verdirebilme sürecindedir.
Ekonomide tüm dünya ülkelerini olduğu gibi bizi de çok yakından ilgilendiren gelişmeler ayrıca gözetilmek zorundadır.
- Paranın yapısının ve içeriğinin değişmekte olduğu ve değişeceği bir dönemi yaşıyoruz.
- Tüm dünya ülkelerinin tarihte görülmemiş düzeyde borçlu oldukları (326 trilyon dolar) bir dönemi yaşıyoruz.
- Reel ekonominin finans ekonomisi karşısında büküldüğü bir dönemi yaşıyoruz.
- Klasik üretim modeli ve ilişkilerinin ileri teknoloji karşısında çok farklılaşmakta olduğu üretimde yapay zekânın devreye alındığı, insan gücünün devreden çıkabileceği bir dönemi yaşıyoruz.
- Gelir ve servet adaletsizliğinin tüm dünya için çok riskli boyutlara geldiği bir dönemi yaşıyoruz.
Evet, bunlar genel ekonomik tehditler fakat Türkiye için ekonomi yumuşak karın durumundadır. Ekonomik ve enerji bağımlılığımız siyasi tavize dönüşmektedir. Mavi Vatanda, Kıbrıs’ta, Suriye’de, Ege Adalarında, Karadeniz’de yeterince aktif olamamamızın nedeni maalesef bu yumuşak karnımızdır. Tabii değişen toplumu ve artık yönetir olmaktan çıkmakta olan devlet aygıtını yenilemeyi de ihmal etmemeliyiz.
Baştan da belirtiğimiz gibi bir büyük değişim dönemindeyiz. Değişim toplumları korkutur, aptallaştırır ve ahlaksızlaştırır. Tüm toplumlar için geçerli olan bu durum bizim için de geçerlidir. Bizim şansımız değişime adapte olmasını bilmek ve potansiyelimizin yüksek düzeyde oluşudur.
‘Deep Mind’ şirketinin kurucusu ve ‘Yaklaşan Dalga’ kitabının yazarı Mustafa Süleyman’ın deyişi ile “Ya yaklaşan dalga bir tsunami ise…” Böyle de bir ihtimal var çünkü ilk defa mevcut yeni nesiller öncekilere göre maalesef daha umutsuz…
Tsunamiye yakalanmamak dileği ile… (T24)
Sayfa başına git







