Arslantürk, tıpta uzun yıllar boyunca ağız sağlığı ile kalp damar sisteminin ayrı ayrı değerlendirildiğini ancak bu iki sistemin derinden bağlantılı olduğunu belirterek, kronik diş eti iltihabından kaynaklı bakterilerin kan dolaşımına geçtiğini anlattı.
Sağlıklı bireylerde bağışıklık sisteminin bu durumu kontrol altına aldığını dile getiren Arslantürk, kronik diş eti iltihabına bağlı bakteriyeminin yeniden yaşanması halinde vücudun genel inflamasyon (vücudun enfeksiyon, yaralanma veya toksinlere karşı bağışıklık sistemini devreye sokarak verdiği doğal koruyucu tepki) yükünün yükseldiğine dikkati çekti.

Arslantürk, bu durumun ciddiye alınması gerektiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ağız kaynaklı bakterilerin yol açtığı en akut ve hayati tehlike infektif endokardittir (bakterilerin kan yoluyla kalp kapakçıkları veya iç tabakasını enfekte etmesi). Bu tabloda bakteriler, kalbin iç yüzeyine ve kapakçıklara yerleşiyor. Çalışmalar, bazı bakteri kökenlerinin kana karıştığında kalp kapakçığına yerleşme riskinin yüzde 40 ile 50 arasında seyredebildiğini ortaya koyuyor. Daha önce kalp kapak hastalığı geçirmiş, protez kapak taşıyan ya da doğumsal kalp defekti olan hastalarda bu risk çok daha yüksek oluyor. Hızlı tanı ve tedavi edilmezse kapak yetmezliğine ve ölüme kadar giden bir süreç oluyor."

"DİŞLERİMİZİ KORUYARAK KALBİMİZİ KORUYORUZ"
Arslantürk, kardiyovasküler cerrahlar olarak bu hastaları zaman zaman acil ameliyat masasında gördüklerini ve ne yazık ki çok geç kalınmış olduğunu dile getirdi.
"Ağız sağlığının kalp sağlığının aynası" olduğunun unutulmaması gerektiğinin altını çizen Arslantürk, "Dişlerimizi koruduğumuzda aslında kalbimizi de korumuş oluyoruz." dedi.
Arslantürk, kalp kapak hastalarının ve genel olarak kalp damar riski taşıyan hastaların 3-4 ayda bir muhakkak diş hekimi muayenesine gitmeleri gerektiğini belirtti.