ABD iç siyaseti ve uluslararası diplomasi, Beyaz Saray’ın Kongre’ye gönderdiği kritik mektubu konuşuyor. Trump yönetimi, 2 Mart'ta başlayan İran operasyonlarının ardından, Anayasa'ya göre Kongre onayının zorunlu kılındığı 60 günlük sürenin dolduğu son günde, İran ile savaşın resmen "bittiğini" duyurdu.
'İRAN İLE DÜŞMANLIĞIMIZ SONA ERDİ'
Beyaz Saray tarafından ABD Kongresi'ne gönderilen resmî yazıda, İran ile yaşanan aktif düşmanlığın "sona erdiği" öne sürülerek, bu aşamadan sonra yeni bir askeri yetkilendirmeye (AUMF) ihtiyaç duyulmadığı savunuldu. Ancak mektupta yer alan şu değerlendirmeler dikkat çekti:
"İran rejimine karşı yürütülen ABD operasyonlarının başarısına ve kalıcı bir barışın sağlanmasına yönelik devam eden çabalara rağmen, İran’ın ABD ve Silahlı Kuvvetlerimiz için oluşturduğu tehdit önemli olmaya devam etmektedir."

ABD siyasetinde yankı uyandıran mektubun, alelacele ve 60 günlük yasal sürenin son gününde sunulması, bir "hukuki kalkan" olarak değerlendiriliyor.
ABD'de 1973 tarihli Savaş Yetkileri Kararı (War Powers Resolution), yönetimin Kongre onayı olmaksızın başlattığı askeri operasyonları en geç 60 gün içinde sonlandırmasını veya askerleri geri çekmesini zorunlu kılıyor.
Trump yönetimi, "düşmanlıkların bittiğini" iddia ederek bu 60 günlük yasal sürenin dolmasıyla başlayacak olası anayasal krizlerin ve Senato engellerinin önüne geçmiş oldu.
Savaşın bittiği yönündeki resmî bildirime rağmen, ABD Başkanı Donald Trump’ın Florida seyahati öncesi yaptığı açıklamalar kafa karışıklığı yarattı. İran ile yürütülen arka kapı diplomasisinden memnun olmadığını dile getiren Trump, "İran müzakereleri şu anda istenen noktaya gitmiyor" diyerek Tahran'a yönelik hoşnutsuzluğunu açıkça ifade etti.
Öte yandan, geçtiğimiz gün Senato Silahlı Kuvvetler Komitesinde Pentagon’un 2027 bütçesini savunan Savunma Bakanı Pete Hegseth, 60 günlük süre sınırına ilişkin soruları yanıtlamıştı. Hegseth, savaşın resmen ne zaman bittiğine ve Kongre’den ne zaman onay alınacağına karar verme yetkisinin tamamen Beyaz Saray'a ait olduğunu savunarak Trump’ın anayasal yorumunu desteklemişti.
Bölgedeki ABD savaş gemileri ve binlerce askerin teyakkuz hali devam ederken, Beyaz Saray’ın bu hamlesiyle krizin hukuki zemini değişse de Orta Doğu’daki askeri belirsizlik varlığını koruyor.
“KÜBA'YI HİÇ VAKİT KAYBETMEDEN ELE GEÇİRECEĞİZ"
Trump’ın açıklamaları yalnızca İran’la sınırlı kalmadı. Trump, yaptığı değerlendirmede dikkat çekici ve tartışma yaratacak ifadeler kullandı:
“Küba'yı hiç vakit kaybetmeden ele geçireceğiz. İran dönüşünde belki USS Abraham Lincoln kıyıya 100 metre yanaşacak ve Kübalılar ‘Teşekkürler, teslim oluyoruz’ diyecekler.”
Bu sözler, Küba’ya yönelik olası bir siyasi ya da askeri mesaj olarak yorumlanırken, uluslararası kamuoyunda da geniş yankı buldu. Uzmanlar, Trump’ın bu ifadelerinin doğrudan bir operasyon planından ziyade, güç gösterisi ve diplomatik baskı dili olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.